Madde Bağımlılığı

Madde kullanımının en korkulan sosyal sonucu gençlerde yaygınlığının artmakta olduğudur.
6 Mart 2015

Bir Kişinin Madde Aldığından Şüphelendiren Şeyler






Madde kullanımının en korkulan sosyal sonucu gençlerde yaygınlığının artmakta olduğudur. Madde kullanan bir genci tanımak için dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:
· Geceleri çok sık dışarı çıkması ve bar disko gibi eğlence yerlerine çok sık gitmeye başlaması
· Eski arkadaşlarını bir bir ve kısa sürede terk edip yeni ve çok sık beraber olduğu yeni arkadaşlıklar kurması ve kim olduklarından ailesine bahsetmemesi
· Gece saatleri bile olsa gelen bir telefonla apar topar dışarı çıkması veya cevapsız telefonların sayısında belirgin artış olması
· Çok para harcamaya veya istemeye başlaması
· Ona ait olmadığını bildiğiniz eşyalarla gelmesi ve bunları bir daha görememeniz
· Ani kilo kayıpları ve iştah sorunlarının olması
· Uyku düzeninin bozulması
· Göz çevresinde kızarmalar, donuk bakışlar olması
· Elde ve vücutta daha önce görmediğiniz titremelerin olması ve daha birçok aniden değişen sosyal ve fiziksel şartların olması.

KİMLER MADDE KULLANIR?

Tüm Dünya toplumları çapında yapılan çalışmalar göstermiştir ki uyuşturucu maddeleri belirli niteliklere sahip kişilerin kullandığına dair belirgin bir bulgu yoktur. Öne çıkan yani madde kullananlarda yoğun ortaklık gösteren psikososyal ve biyolojik etkenler mevcuttur. Ülkemizde ve Dünya’da yapılan madde bağımlılığını konu alan birçok araştırmada ailenin, sosyoekonomik durumunun, kalıtımın ve kişilik özelliklerinin önemli bir rolü olduğu saptanmıştır. Madde kullananlar ile yapılan çalışmalarda sıklıkla ortaya çıkan bu faktörlere kısaca bir göz atmak yerinde olacaktır:

Cinsiyet ve uyuşturucu: Görülme sıklığı olarak ele alındığında erkeklerin kadınlara oranla daha çok madde kullandıkları tespit edilmiştir. Bu yargıyı klinik başvurulardaki dağılım da destekler niteliktedir. Davranış kalıpları açısından ele alınırsa da cinsiyet rolüne uygun davranış olarak erkeklerin riskli yaşantılara daha meyilli olmalarının bu sonuca etki edebileceğini söylemek pekala mümkündür. Hele geleneksel ortamda erkeklerin dış dünya ile kız çocuklarına nazaran daha bir hareket serbestisi olması madde ile tanışma olasılığını da yüksek kılmaktadır. İstanbul genelinde 1991 ve 1996 yıllarında yapılan okul anket çalışmalarında madde kullanan erkek öğrenci oranının madde kullanan kız öğrencilere kıyasla iki kat fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca klinik başvurular temel alındığında da kadınların madde bağımlılığı nedeniyle başvurularının erkeklerden çok daha az olduğu görülmektedir.
Bütün bu bulgulara madde kullanımı ile ilgili binişik ilgisi olan DEHB ve Antisosyal Kişilik Bozukluğu gibi davranım ve/veya kişilik bozuklukları ile ilgili rahatsızlıkların erkeklerde görülme olasılığının kadınlardan daha fazla olduğu eklenince cinsiyet faktörü bağlamında erkeklerin madde kullanımı açısından daha riskli oldukları düşünülebilir. (Kulaksızoğlu,1999: 207-208 )( 3 )

Sosyo ekonomik durum: Dünya genelinde yapılan çalışmalar uyuşturucu madde kullanımının daha çok yoksul kesimlerde olduğunu göstermektedir. Yine bu araştırmalarda sosyo ekonomik düzey yükseldikçe uyuşturucu madde kullanımında düştüğü belirtilmiştir. Bu sonuçlarda sosyo ekonomik güçlenmeye bağlı olarak yaşam standartlarının iyileşmesi, kişilik gelişiminin sağlıklı tamamlanabilmesi, eğitim olanaklarının daha işlevsel ve gelişime elverişli olması gibi etkenlerin avantajı olduğu düşünülebilir.  Uyuşturucu kullanım oranında farlılıklar gösteren üst SET ve alt SET arasında kullanılan madde açısından da farklılıklar göze çarpmaktadır. Alt SET daha çok ulaşılması kolay ve ucuz maddeleri ( Bally, tiner, esrar vs ) tercih ederken üst SET özellikle uyarıcı olarak nitelenen maddeler ve sentetik maddeleri ( Kokain, ecstasy türleri, eroin vs ) tercih etmektedirler.
Ülkemizde yapılan çalışmalarda ise sosyoekonomik durumunun ayırıcı bir etken olarak nitelendiği araştırma verileri yoktur. Yapılan çalışmaların çoğunluğu toplumun çeşitli katmanlarını yansıtmamaktadır.
İstanbul ili baz alınarak yapılan okul anket çalışmalarında sosyoekonomik duruma göre madde kullanım dağılımı belirgin bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Ülkemizde bu ayrımı yapamamanın nedenleri arasında, çok çeşitli maddenin kolay bulunabilmesi, ucuza bulunabilmesi ve sentetik ya da uyarıcı özellikli maddelerin dahi imalatının yapılıyor olması gösterilebilir. Üstelik uçucu nitelikli ve sektörel kullanımı olan bally ve tiner gibi maddeler de ucuz ve kontrol dışı satılabilme özellikleri ile rahat elde edilebilmektedir.

Kişilik ve uyuşturucu: Kişilik yapımız hiç kuşkusuz algılarımızı ve davranış stilimizi belirleyen önemli bir unsurdur. Madde kötüye kullanımı gibi bir olguda da hem tanı hem de tedavi yapılanmasında belirleyici bir etkendir. Yapılan araştırmalar madde kullanan insanlarda belirgin kişilik özellikleri tanımlayamamakla birlikte bazı ortak özellikler tespit etmişlerdir. Özellikle ergenlik dönemi içinde kişilik inşası sürecinde dürtü kontrol güçlükleri yaşayan bireylerde madde kullanma bağlamında risk daha fazladır. Çünkü kişilik yapıları itibariyle bu insanlar risk almayı severler, denememişi kolaylıkla denerler, otorite ile sorunları vardır, self kontrolleri zayıftır.
Ülkemizde yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Amatem bünyesinde Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI) ile yürütülen bir çalışmada madde kötüye kullanımı nedeniyle tedavi gören hastalarda; düşüncede bağımsızlık, negativist yaklaşım, duygulanımda sık değişim, fevri davranma eğilimi, tatminsiz ve huzursuz yapı, karamsarlık, öfke kontrolünde güçlük, duyguları olumsuz ve dengesiz tarzda ifadeleme, hafif depresyon, kuşkuculuk, aşırı hassasiyet, yoğun gerginlik ve kaygı gibi kişinin üretkenliğini ketleyici birçok kişilik özelliği ortaya çıkmıştır.
Yapılan araştırmaların gösterdiği önemli bir diğer sonuç da madde bağımlılığı ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkidir. Ergenlik dönemi de kişilik olgusunun tanımlandığı ve madde ile ilk karşılaşmaların sıklıkla meydana geldiği bir dönem olarak son derece önemlidir. Ergenlik dönemindeki sorunlu kişilik yapılanmaları bu dönemde davranım bozukluğu olarak adlandırılırken kişinin yetişkin kategorisine geçmesi ile beraber kişilik bozukluğu tanı grubu içinde incelenir. Bu kişilik bozukluklarının ergenlik dönemindeki görünümleri ise umursamazlık, fevrilik, otorite ile çatışma, sosyal uyumda dirençlilik, dürtü kontrol sorunları, dengesiz davranma gibi özellikleri içerir. Bu özellikler ise DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, AKB (Antisosyal Kişilik Bozukluğu), Border-Line (Sınır) Kişilik, Pasif Agresif  Kişilik Bozukluğu gibi klinik tanımlamalarda belirleyici kişilik özellikleri olarak ele alınırlar. Bunlar içinde Antisosyal Kişilik Bozukluğu madde kullanımı bağlamında en sık görülen tablodur. Yine AMATEM  bünyesinde yapılan bir araştırmada madde kullanan kişilerde Antisosyal Kişilik Bozukluğu görülme sıklığı %30 olarak belirtilmiştir. Tedavi aşamasında ise temelinde kişilik yapılanmasında sorunlar olan vakalar zaten çalkantılı bir yaşamda sürdükleri için daha dirençli olabilmektedirler.

Okul çağı sorunları ve eğlence mezesi: Cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, kişilik, aile yapılanmaları gibi etkenlerin yanı sıra okul başarısında düşme ve okul kuralları ile çatışan, sorunlu öğrenci olarak adlandırılan gruptaki gençlerde madde kullanımı açısından kuvvetli risk taşırlar. Sistem içinde kendilerini tanımlayamayan bu genç insanlar kuraldışı kimlik tanımlaması ile beraber uyuşturucu ile rahatça tanışabilmektedirler. Önceleri kendilerine bedava sunulan maddeyi kullanmaya başlayan bu insanlar daha sonra bunları arkadaşlarına da satmaya başlamaktadırlar. Emniyet Genel Müdürlü istatistikleri de sorunlu öğrenci olarak tanımlanabilecek gruptaki yakalanmaların belirgin şekilde fazla olduğunu desteklemektedir.  Bunun yanında eğlence mezesi olarak son yıllarda kullanımı hızla artan sentetik uyuşturucular da okul çağı gençleri için tuzağa düşmelerinde sunulan yemlerdir. Enerji hapı, mutluluk hapı gibi isimlerle resmen reklamı dahi yapılan bu uyuşturucular eğlence ortamlarında gençler tarafında bir doping malzemesi olarak algılanabilmekte ve rahatlıkla tüketilebilmektedir. Kullanan gençlerin savunmaları ise kullandıkları maddelerin etkilerinin geçici olduğu, enerji verdiği ve zihin açtığı şeklinde safiyane biçimde olabilmektedir.

Aile ve uyuşturucu: İçine doğup büyüdüğümüz en küçük sosyal grup olarak tanımlanan ailenin ve yapısal özelliklerinin uyuşturucu kullanımındaki önemi küçümsenemez. Özellikle gençler açısından ayrı yaşayan ebeveynler, boşanmış ebeveynler ve bir ebeveynin kaybı gibi travmatik özellikli aile yapılanmalarında otorite zayıflamasına bağlı olarak iç disiplin zaafları görülür. Bu dönemde gelişiminin bir parçası olarak dışarı açılma gereksinimi duyan genç kontrol odağındaki eksilme neticesinde rahat ve denetimsiz bir yaşam alanına sahip olur. Sonuç olarak böyle bir yaşam alanı da madde ile tanışma bağlamında uygun ortamdır.
Gençlerin madde kullanımında bir başka önemli noktada madde ile aile ortamında ve küçük yaşlardan itibaren tanışmış olmalarıdır. Madde kullanan bu gençlerin sosyodemografik geçmişine bakıldığında aile içinde madde kullanan birilerine özellikle babalara rastlanmıştır. Böyle bir ortamda gençler sıklıkla iki nedenle maddeye yöneldiklerini ifade etmekteler. Birincisi modele duyulan kızgınlıkla onun hoş görmeyeceği bu davranışı yaparak cezalandırma arzusu ki bunun temelinde modelin yaptığı davranışa yönelik kendi duygusunu ona yaşatma ve gösterebilme gayesi yatar, ikincisi ise modele bende büyüdüm artık mesajı vermede maddeyi büyüme kriteri olarak sembolize etme şeklindedir. Bazı hallerde bu iki durumda birbiri ile binişiklik gösterir. Birinin ortaya çıkışı diğerin sonucu ya da nedeni olabilir.

Yukarıdaki görüşleri destekleyecek araştırma bulguları da mevcuttur. Örneğin; Hansen ve ark. (1), ile Sieber ve Angst (11). gençler arasında sigara, içki ve marihuana kullanımında aile ve akran etkileri üzerine yaptıkları çalışmada, sigara, alkol ve marihuana kullanımının tek bir olgu gibi alınması gerektiğini ve ard arda gelen davranışlar olduğu bulmuştur. Hops ve ark. (2), anne ve babanın alkol ve sigara kullanmasının çocukların alkol ve sigara kullanması üzerinde etkili olduğunu göstermişlerdir. Reimers ve ark. (8), İngiltere’de yaptıkları bir çalışmada ise anne-baba tutumunun sigarayı denemede değil de sürdürmede etkili olduğunu bildirmişlerdir.

MADDE KULLANIMININ YOL AÇTIĞI RUHSAL BOZUKLUKLAR

Alkol ve madde kullanımı hem çabuk hem de yavaş seyreden biçimde çeşitli beyin ve ruh sağlığı hastalıklarına yol açar. Bunları kısaca sıralayacak olursak;
Zehirlenmeler
Yoksunluk belirtileri
Bilinç bozuklukları
Kalıcı bunamalar
Bellek bozuklukları
Ruhsal bozukluk ve hastalıklar
Duygu durumu bozuklukları
Kaygı bozuklukları
Cinsel işlev bozuklukları
Uyku bozuklukları

UYUŞTURUCU ÖNCE SÜRÜNDÜRÜR SONRA ÖLDÜRÜR

‘Michael Jackson’dan sonra ünlü şarkıcı ‘Amy Winehouse’ da gencecik yaşında uyuşturucudan öldü. Uyuşturucu böyledir. Eğer ondan uzak durmazsanız öldürmeden bırakmaz. Özellikle çocuk ve genç kitleyi etkilemesi, yaygınlığının korkutucu boyutlara gelmesi ve telafi edilmeyecek sonuçlara sebep olması uyuşturucu bağımlılığını yüzyılın sağlık sorunu haline getirmiştir. Çünkü uyuşturucu sadece bugünü değil geleceği de ipotek altına alan bir beladır.
En Büyük Sebep Aile Sorunları
Uyuşturucu sebebiyle görüştüğümüz gençlerde genelde sorunun aile ilişkilerinde olduğunu görüyoruz. Konuşmayan, iletişimi zayıf, paylaşıma kapalı, duygusal ihtiyaçların karşılanamadığı ailelerde gençler bir boşluk ve bulanım durumuna düşebiliyor ve sonuçta çareyi arkadaşlarının sunduğu uyuşturucuda bulabiliyor. Birçok genç duygusal ihtiyaçlarını karşıladığını düşündüğünden uyuşturucu içiyor. Ancak düştüğü bu tuzak duygusal boşluğunu git gide artırdığı gibi buna ilaveten uyuşturucu bağımlısı yapmış oluyor. İten, kakan, hakaret eden, ihmal eden, yetersiz ve işe yaramaz hissettiren, değersizlik aşılayan, eksiklik ve eziklik yaratan ebeveynlerin çocuklarında potansiyel bir bağımlılık riski her zaman söz konusudur. Annesinin sarhoş babası tarafından dövüldüğüne şahit olan, kendisi de bizatihi şiddet gören, korkuyla büyümüş, yalnız bırakılmış çocuklar da büyük bir risk altında.
Travma, Travma, Yine Travma
Bazı arkadaşlarım şakayla karışık bu travma olayına fazla taktığımı söylüyorlar. Ancak biyolojik psikiyatri ekolünden gelmiş ve yüzlerce uyuşturucu bağımlısıyla çalışmış bir psikiyatr olarak geldiğim bu noktada birçok psikiyatrik bozukluğun altında travmaların yattığını keşfetmiş bulunmaktayım. İlaçla sonucu tedavi ediyoruz. Ama tedavinin püf noktası sebepler. Uyuşturucu bağımlısı gençlerde sebeplerin başında büyük oranda ruhsal travmaların geldiğini görüyoruz. Uyuşturucunun başlangıcı da genellikle bir travma sonrasında oluyor. Kız arkadaşından ayrılma, anne-baba veya sevdiği birinin kaybı, büyük bir hayal kırıklığı uyuşturucuyu tetikleyen unsur oluyor. Geçmiş travmalar eğer yetersizlik, eksiklik, mağduriyet, eziklik, acizlik, güçsüzlük, değersizlik, kale alınmama, önemsenmeme gibi düşüncelere yol açtıysa ve genç bu konularda aşırı hassas bir noktaya geldiyse bir zaman sonra kendisini iyi hissettirecek şeyler aramaya başlıyor. Eğer ev, okul ve arkadaş çevresi bu hassasiyetlerini karşılayacak yeterlilikte değilse uyuşturucu gibi zararlı nesnelere yönelebiliyor, onları bir çare olarak görebiliyor.
Öldüren Durum ‘Altın Vuruş’
Uyuşturucu kullanan bireylerde alınan madde kişinin bireysel ihtiyacını karşılamadığı gibi daha da derinleştirir. Nitekim araştırmalar esrar başlayan kişilerin %73’ünün kokain, %33’ünün de eroin bağımlılığına gittiğini gösteriyor. Tolerans dediğimiz yani alınan uyuşturucu dozunun yetmeyerek git gide artırılması bireyi ölüme götüren en önemli tehlikedir. Amy Winehouse gibi birçok bağımlı genci öldürense ‘Altın Vuruş’ denilen durumdur. Bu da genellikle damardan alınan yüksek doz eroinle olmaktadır.

Bağımlılığı Tedavi Edecek İlaç ‘Sevgidir’
Uyuşturucu bağımlısı bir genci “ahlaksız, haylaz, psikopat, yaramaz, sorunlu” gibi ithamlarla damgalamak tedaviye giden yoldaki en büyük engeldir. Bağımlılığı ahlaki değil tıbbi bir durum olarak görmeliyiz. Bağımlı bireyler genellikle bu damgalamanın etkisiyle dışlanırlar, aşağılanırlar, hor görülürler. Bunlar zaten bağımlılığın sebebi olan şeyler. Sonuçta bağımlılığın şiddeti daha da artıyor. Yapılması gereken ilk şey bağımlı bireyle sıcak bir iletişime geçmek, onu sarıp sarmalamak, kucaklamak, ona iyi davranmak, onunla kavga etmeden ve yargılamadan konuşmak ve yanında olduğunu hissettirmektir. Bağımlılığın en büyük sebebi sevgisizlik, en büyük ilacı da sevgidir. Ailelerin farkına varıldığında hemen bir uzmana başvurmaları ve yardım almaları çok önemlidir. Ben uygulamalarımda genellikle aileden başlarım. Önce bireyin ailesiyle arasını düzeltmeye çalışır, yaşadığı ortamın kendisi için güvenilir ve huzurlu olmasını sağlarım. Sonra bir taraftan geçmişe ait travmaların oluşturduğu yaraları sararken bir yandan da uyuşturucuya karşı güçlenmesini sağlayacak girişimlerde bulunurum. Eğer uyuşturucu kullanımı öldürebilecek boyutlara geldiyse ve kişi için tıbbi bir tehlike söz konusuysa bunları bir psikiyatri servisinde yatırarak başlatırım. Çıktıktan sonra süreci devam ettiririm. Hafif düzeyde uyuşturucu kullanımlarında aile ilişkilerini düzenlemek bile durumu kontrol altına almada yeterli olabiliyor.
Ailelerin ve Uzmanlara Mesajım
Karşınızda yaralı bir insan var. Bağımlılık bu yaraların sadece bir sonucudur. Yaraları sarmadan bağımlılığı yok etmek mümkün değildir. O yüzden bağımlılığa olduğu kadar onun sebeplerine de eğilmek gerekir. Aksi taktirde bugün madde bağımlılığı tedavi uygulamalarında gördüğümüz gibi yerinde saymalar, tekrarlamalar, sürekli başarısızlıkla sonuçlanan girişimler ve daha da kötüye gitmelerle karşıya karşıya kalınmaktadır.

MADDE BAĞIMLILIĞININ NEDENLERİ

Madde bağımlılığı ihtiyaç sonucunda ortaya çıkar ve maddeyi kullananın kişiliği ile çok ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar maddenin ruh hali üzerinde yarattığı etkiyi bildikleri için özellikle kullanırlar ve madde hakkında daha az bilgisi olanları da bu yolla etkilerler. Madde kullanımı sonuç olarak, sanal bir sorunsuz dünya kurgulayarak sorunlardan kaçma amacını taşır. Böylece kişi kendisini zora sokan sorunlardan uzaklaşır. Kısa süreli olsa da…
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar ortak sosyal problemler yaşadıkları için daha kolay bir araya gelebilmekte ve birbirlerini etkileyebilmektedirler. Madde kullanımının bazı önemli ve genel nedenlerini başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:

  • Dayanıksız, güçsüz bir kişilik yapısı ve kaygı yaratan durumlardan kaçma eğilimi
  • İç disiplinden uzak, dıştan denetimli sosyal bağımlı kişilik özellikleri
  • Duygusal bakımdan olgunlaşmamış yapı
  • Hazza ve zevke eğilimli, sorumluluk ve inisiyatif  almaktan kaçınan yapı
  • Kötü alışkanlıklara sahip arkadaşlar
  • Aile içi iletişim ve duygusal paylaşımlarda yetersizlik ve verimsizlik.  ( Kulaksızoğlu, 1999: 215-218 ) ( 3 )

MADDE BAĞIMLILIĞININ YAYGINLIĞI

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan 2010 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre; gelişmekte olan ülkelerde amfetamin tipi uyarıcılar ve reçeteli ilaçlar başta olmak üzere uyuşturucu madde kullanımı artmaktadır. Afganistan, And Ülkeleri gibi afyon ve kokain üreticisi ülkelerde bu maddelerin kullanımında azalma gözlenirken, Avrupa ülkelerinde kokain kullanımı son on yıl içinde 2 milyon kişiden 4,1 milyon kişiye çıkarak ikiye katlanmıştır. Aynı rapora göre; amfetamin benzeri uyarıcı maddelerin kullanım oranı dünya çapında 30-40 milyon kişiye ulaşmıştır. Ekstazi kullanımı Kuzey Amerika ve Asya ülkelerinde artış göstermektedir. 2010 Dünya Uyuşturucu Raporu’nun en altı çizilmesi gereken verilerinden biri; zengin ülkelerde yaşayan zengin insanlar bağımlılık tedavisine ulaşabilirken, yoksul ülkeler ve yoksul insanlar tedavi olanağına sahip olamamakta ve büyük bir sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır. Rapora göre geçen yıl dünya çapında 20 milyon uyuşturucu bağımlısı bağımlılık tedavisi alamamıştır. Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) raporuna göre 1990’lardan itibaren uyuşturucu kullanımının dramatik bir artış gösterdiği, günümüzde tüm Avrupalı yetişkinlerin neredeyse dörtte biri en az bir kez uyuşturucu kullandığı aktarılmaktadır. EMCDDA ya göre genç yetişkinlerin yaklaşık %2 ila %2,5’inin her gün veya neredeyse her gün esrar kullandığı, erkeklerde bu oranın çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Esrar kullanımında yaşam boyu yaygınlığın yetişkinlerin yaklaşık %22 si olduğu, bu oranın yaklaşık 74 milyon kişiye karşılık geldiği tahmin edilmektedir. Bu oranlar kokain için %3,9 (13 milyon kişi) ekstazi için %3,1 (10 milyon) ve Amfetaminler için ise %3.5 (12 milyon) dur.    Sorunlu opioid (afyon ve türevleri) kullanıcılarının sayısının 1,2 ila 1,5 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa’da 15-39 yaşındaki Avrupalılar arasındaki tüm ölümlerin %4’ünden uyuşturucu kaynaklı ölümler sorumlu olduğu ve bunların yaklaşık üçte birinde opioidlere bağlı olduğu belirtilmektedir. Tüm tedavi taleplerinin %50’den fazlasında birincil uyuşturucunun opioid (afyon) türevleri olduğu, 2007 yılında yaklaşık 650.000 opioid kullanıcısı tedavisi gördüğü bildirilmektedir. Bu rapor Avrupa’nın uyuşturucu sorunun kalbinde bulunan iki madde olan eroin ve kokain kullanımında durumun iyileştiğine ilişkin bir işaretin bulunmadığının altını çizmektedir.

Uyuşturucu madde kullanımı gittikçe büyüyen bir insanlık meselesi haline gelmektedir. Mesela 1962 yılında Amerika’da hayatı boyunca uyuşturucu madde ile karşılaşan insan sayısı nüfusun yüzde 4’ü iken, bu oran şimdi yüzde 33’e kadar ilerlemiştir. Nüfusun yaklaşık yüzde 37’sinin yaşamlarında bir ya da daha çok kez madde kullandığı, 18 yaşın üzerindeki nüfusun  yüzde 16.7’sinin ise madde kullanımı ile ilgili sorunları olduğu bilinmektedir.
Uyuşturucu madde kullanımının yaşı gittikçe düşmektedir. Önceden erişkinlerde görülen bu durum şimdi çocuklarda bile görülebilmektedir.
Türkiye’de madde kullanımının yaygınlığı konusunda yapılmış geniş kapsamlı çalışmalar yoktur. Ancak bütün dünyada sıklığı artan madde kullanımının ve bağımlılığının yaygınlığı ülkemizde de günden güne artmaktadır. Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği’nce Türkiye’nin uyuşturucu konusundaki ilk karşılaştırmalı araştırması niteliğini de taşıyan, İstanbul’un 15 ilçesindeki 43 okulda, 104 sınıfta eğitim gören 3 bin 168 lise 2 öğrencisi ile yapılan bir araştırmanın sonuçlarında: Tütün kullanımının 2004 yılında 2001’e göre yüzde 72.7, alkol kullanımının da yüzde 17.6 oranında düştüğü, esrar kullanımının ise 2001 yılına göre yüzde 75 artış gösterdiği, uçucu madde kullanımının yüzde 40.5, yeşil reçete ile satılan yatıştırıcı hap kullanımının yüzde 15.8, uyuşturucu hap kullanımının yüzde 184.6, sentetik hap kullanımının yüzde 287.5, eroin kullanımının yüzde 100 artış gösterdiği, madde kullanımının erkeklerde kızlara göre daha yaygın olduğu ancak son yıllarda kızlarda da artış kaydedildiği, en kolay bulunabilen zararlı maddenin 2001’de uçucu maddeler iken, 2004’te esrar olduğu, bulunabilirliği en fazla olan maddenin de sentetik hap olan ecstasy olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Madde İzleme Merkezi’nin verilerine göre; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılında Türkiye genelinde 60 ilde 26000 okullu genç üzerinde yapılan araştırmaya göre, gençlerin %2,9’u son üç ay içinde uyuşturucu/uyarıcı madde kullandıklarını belirtmişlerdir. 2006-2007 yılları içinde Türkiye’de yatarak tedavi imkânı bulan 2853 kişinin %43,6’sı afyon ve türevleri, %36,3’ü ise esrar kullanımı nedeniyle tedavi görmüştür. Uyuşturucu madde kullanımının ve madde kullanımına bağlı ölümlerin yıllar içinde artış gösterdiği gözlenmektedir. Tüm bu verilere karşın, Türkiye’de alkol ve madde bağımlılığı tedavisinde özelleşmiş kamu ve özel sağlık kuruluşu sayısı son derece azdır.
Yapılan araştırmaların gösterdiği önemli bir diğer sonuç da madde bağımlılığı ile kişilik bozuklukları arasında bir ilişkinin olduğudur. Ergenlik dönemi de kişilik olgusunun tanımlandığı ve madde ile ilk karşılaşmaların sıklıkla meydana geldiği bir dönem olarak son derece önemlidir. Ergenlik dönemindeki sorunlu kişilik yapılanmaları bu dönemde davranım bozukluğu olarak adlandırılırken kişinin yetişkin kategorisine geçmesi ile beraber kişilik bozukluğu tanı grubu içinde incelenir. Bu kişilik bozukluklarının ergenlik dönemindeki görünümleri ise umursamazlık, fevrilik, otorite ile çatışma, sosyal uyumda dirençlilik, dürtü kontrol sorunları, dengesiz davranma gibi özellikleri içerir. Bu özellikler ise DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, AKB (Antisosyal Kişilik Bozukluğu), Borderline (Sınır) Kişilik, Pasif Agresif  Kişilik Bozukluğu gibi klinik tanımlamalar da belirleyici kişilik özellikleri olarak ele alınırlar. Bunlar içinde Antisosyal Kişilik Bozukluğu madde kullanımı bağlamında en sık görülen tablodur. AMATEM bünyesinde yapılan araştırmada madde kullanan kişilerde Antisosyal Kişilik Bozukluğu görülme sıklığı yüzde 30 olarak belirtilmiştir.

MADDEYLE MÜCADELEDE EKİBİN ÖNEMİ

Maddeyle mücadele her şeyden önce bir ekip işidir. Bir psikiyatri uzmanının yönettiği bu ekibin içinde psikolog, sosyal hizmet uzmanı, sanat terapisti, spor uzmanı, müzikterapist, hemşire, hasta bakıcı ve yakın çevreden kişiler yer almalıdır. Ayrıca madde kullanım bozuklukları bedensel hastalıklara ve bozukluklara sebep olduğu için bir dâhiliye uzmanı ve nöroloji uzmanının da danışman hekimler olarak ekipte yer alması gerekmektedir. Böyle bir ekiple madde kullanım bozukluğu içindeki kişi tedavi boyunca yalnız bırakılmamakta ve maddeye yenik düşmesi engellenmektedir. Madde kullanım bozukluğunun tedavisi çoğu zaman bir klinikte başlar, ama hayatın içinde devam eder. O yüzden madde kullanan kişinin klinik dışındaki hayatını tanzim etmek ve gerçek hayattaki mücadelesinde destek olmak tedavi başarısını büyük ölçüde artırmaktadır.
Böyle bir ekibin eşliğinde çok önem verdiğimiz güven ve inanma felsefesi içinde madde kullanım bozukluğu için gelen kişileri önce rutin bir değerlendirmeden geçiririz.

UYUŞTURUCUDA AİLE FAKTÖRÜ
Toplumun en küçük birimi olan ailedeki yapısal sorunlar, maddi ve manevi değerlerdeki zayıflamalar ve bozuk iletişim tarzları uyuşturucu bağımlılığında önemli bir yer tutuyor. Ayrı yaşayan, boşanmış veya sürekli kavga eden ebeveynlerin çocuklarında ruhsal travmaya bağlı uyuşturucu sorunları görülebiliyor. Yine çok küçük yaşta anne babasını kaybeden çocukların önemli bir risk grubu olduğunu görüyoruz. Aile içinde istediği değeri bulamayan, duygusal ihtiyaçları karşılanamayan gençler bu ihtiyaçlarını aile dışı ortamlarda aramaya yönelebiliyorlar. İşte bu noktada, girdiği ortamların nitelikleri gençlerin gidecekleri yolu tayin ediyor. Eğer iyi bir arkadaş grubuna düşmüşlerse kendilerini kaostan kurtarıp yollarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyorlar. Lakin kötü bir arkadaş grubuyla karşılaşmışlarsa tehlikeli bir yolculuğa ilk adımı atmış oluyorlar. Bu yolda karşılaştıkları en büyük tehlike ve tuzak ise uyuşturucu oluyor.
Gençleri maddeye iten önemli bir aile unsuru ise ailede uyuşturucu alan bir bireyin olmasıdır. Bu genellikle baba oluyor. Çocuk çok küçük yaşlarda uyuşturucuyla karşılaşıyor ve ilerleyen yaşlarda kullanan kişiyle identifiye olup madde kullanan bir birey haline gelebiliyor. Bazen de babaya veya içen aile ferdine duyulan kızgınlık ve onu cezalandırma isteği maddeye yöneltebiliyor. Aile içinde küçük görülen, hakir görülen bazı gençlerin uyuşturucu kullanmak suretiyle “ben büyüdüm” mesajını vermeleri de sıkça rastlanan bir durumdur
Bu görüşleri destekleyen birçok araştırma vardır. Bunlardan bir tanesinde gençler arasında sigara, içki ve esrar kullanımında aile ve akran etkileri araştırılmış. Sigara, alkol ve esrar kullanımının tek bir olgu gibi alınması gerektiği ve ard arda gelen davranışlar olduğu tespit edilmiştir. Anne ve babanın alkol ve sigara kullanmasının çocukların alkol ve sigara kullanması üzerinde etkili olduğunu gösterilmiştir. İngiltere’de yapılan bir araştırmada anne-baba tutumunun sigarayı denemede değil de sürdürmede etkili olduğu bildirilmiştir. Bu araştırmalar bırakın uyuşturucuyu anne-babanın kullandığı sigara ve alkol gibi olağan karşılanan madde kullanımlarının bile çocuğun ileride uyuşturucu kullanma potansiyelini artırdığını ortaya koyuyor.
Çocuğun madde aldığından şüphelendiren şeyler nelerdir? 

  • Geceleri dışarı çıkmadan yapamaması. Bar ve disko gibi eğlence yerlerine çokça gitmye başlaması
  • Eski arkadaşlarını birden terk edip çok sık beraber olduğu yeni arkadaşlıklar kurması
  • Gece saatleri bile olsa gelen bir telefonla apar topar dışarı çıkması veya cevapsız telefonların sayısında belirgin artış olması
  • Çok para harcamaya veya istemeye başlaması
  • Ona ait olmadığını bildiğiniz eşyalarla gelmesi ve bunları bir daha görememeniz
  • Ani kilo kayıpları ve iştah sorunlarının olması
  • Uyku düzeninin bozulması
  • Göz çevresinde kızarmalar, donuk bakışlar olması
  • Elde ve vücutta daha önce görmediğiniz titremelerin olması
  • Kendisine uymayan tavırlar geliştirmesi. Mesela sakin bir çocukken agresif ve ökeli bir hale gelmesi. Saygıda kusur etmeyen bir çocukken dengesiz ve saygı sınırlarını aşlan davranışlar sergilemesi

Anne-babalar çocuklarındaki değişiklikleri ve tuhaflıkları çoğunlukla hissedip uzmana başvuruyorlar. Bazı ebeveynlerancak çocuğun içtiği aşikar olunca uyanabiliyorlar. Zamanımızın uyuşturucu açısından son derece riskli olduğunu unutmayalım. Uyuşturucu kullanımının 11’li yaşlarda indiği bir devirde yaşıyoruz. O yüzden ebeveynler hem uyuşturucuya götürebilen ailevi riskleri temizleme hem değişimleri fark etme konusunda dikkatli olmaları gerekiyor.

MADDE BAĞIMLILARINDA EMDR





İnsanın ruhsal yapısında önemli rol oynayan unsurlardan biri de dürtülerdir. Dürtüler insanı haz peşinde koşmaya sevk eden, hemen ve şimdi olsun noktasında tutmaya çalışan etkilerdir. Genellikle cinsellik ve saldırganlık içeriklidirler. Dürtüleri kontrol edebilmeye irade, edememeye ise dürtüsellik adı verilir. İşte halk arasında daha çok ahlaki bir davranış olduğuna inanılan irade yani “dürtü kontrolü” beynin ön bölgesinin bir fonksiyonudur. Yani büyük oranda beynin işleyişiyle ilişkilidir. Eğer bu bölgenin fonksiyonları zayıflarsa irade kusurları adını verdiğimiz psikiyatrik tablolar oluşur. Bu tabloların en önemlisi de alkol ve madde bağımlılığıdır.

İrade Nasıl Zayıflar?

İrade ya kişisel gelişimin zayıf kalmasıyla ya da beynin işlevselliğini bozan etkenlerle zayıflar. Her istediği sorgusuz sualsiz yapılan, haz konusunda sınır çizilemeyen, ilgisiz bırakılan, şiddet içeren ortamlarda büyütülen, sorumluluk bilinci aşılanamayan çocuklar erişkin dönemde irade konusunda zayıf olurlar. Bu kişiler hep bir boşluk ve tatminsizlik duygusu içinde mutsuz bir hayat sürerler. Ruhsal travmalar, kayıplar, hayal kırıklıkları, depresyon, kaygı bozukluğu, şizofreni gibi ruhsal hastalıklar da beynin işlevlerini bozarak iradeyi zayıf düşürürler. Bahsedilen sebeplerle ortaya çıkan irade zayıflığının en sık sebep olduğu ruhsal bozukluk alkol ve madde bağımlılığıdır. Kişi içinde yaşadığı boşluğu maddeyle doldurmaya, travmaların yarattığı acıyı maddeyle hafifletmeye çalışır. Ancak zamanla alkol ve maddenin esiri ve bağımlısı olur.

EMDR Bağımlıların Yaralarını Sarıyor ve İradelerini Güçlendiriyor

Günümüz bağımlılık tedavilerinde genellikle sebebe değil sonuca yönelik protokoller yer almaktadır. Mesela madde bir depresyona sebep oldu ise o tedavi edilir veya uykusuzluk, kaygı ve dürtüsel davranış varsa onlara yönelik ilaç verilir. Bu uygulama maddenin yarattığı sıkıntıları giderebilir, ama bağımlılığı ortadan kaldıramaz. Bu sebeptendir ki bağımlılık tedavileri çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Birçok hekim, sağlık çalışanı, bağımlı kişiler ve yakınları tedaviye “ ya tutarsa” mantığı ile yaklaşırlar. Bu, başarısızlığı daha da körükleyen bir etkendir. Tedavide klasik yöntemler mutlaka kullanılmalı, ancak beraberinde sebebe yönelik yöntemler de uygulanmalıdır. Bu yöntemlerin başında etken olan travmaları tedavi etmek için kullanılan EMDR ve beyin güçlendirme çalışmaları gelmektedir. Travmatik anılar çözümlenemezse kişiyi bugün yaşanmış gibi etki altında bırakır ve her tetikleyici olayda kişi bu anının da sıkıntısını yaşar. Sonuçta sürekli biriken bir kaygı, korku, sıkıntı ve huzursuzluk kendini gösterir. EMDR travmatik anılara ve bugünkü tetikleyicilere karşı kişiyi duyarsızlaştırır ve beyni gelecekteki olaylar için hazırlar. Bu yönüyle madde bağımlılarının büyük bir çoğunluğunda var olan travmatik yaşantıları çözümleyerek zihinsel ve ruhsal performansı güçlendirir. Bu aynı zamanda iradenin de güçlenmesi demektir. Ayağı kırık bir insanın kırığını düzeltmeden ona nasıl yürüyeceğini söylemek ne kadar anlamsızsa ruhsal yaraları iyileştirilememiş madde bağımlılarına “bunu içme, aklına geldiğinde şöyle yap, dikkatini değiştir, iradene sahip çık” gibi söylemler o kadar anlamsızdır.

MADDE BAĞIMLILIĞINDA MÜZİKOTERAPİ
Madde bağımlılığı gitgide artan bir toplumsal sorundur. Tedavisinde standart yöntemlerin yanında müzikoterapi yöntemleri de etkili olmaktadır. Bu yazımda sizlere madde bağımlılarında yapılmış müzikoterapi çalışmalarından bahsedeceğim.

Madde bağımlısı kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada dans terapisinin tedavi ve rehabilitasyon açısından faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Dansın kendine güveni artırıcı etkisinin olduğu tespit edilmiş, bunun da, kişilerin maddeyle mücadelelerinde daha güçlü olmalarına fırsat verdiği düşünülmüştür
Müzikoterapinin bağımlılıkla yüzleşme, tahammül etme, içe çekilme ve yetersizlik korkusunda azalma, uyumlulukta artma için bir çözüm yolu sunduğu ortaya koyulmuştur
Maddeyi bırakmada bazı kültürel faktörler etkili olabilmektedir. Kültürel ve manevî durum, madde bağımlılarının tedavi süreçleri için çok önemlidir. Mesela bazı alkol ve madde bağımlılarına bırakma kararını verdirten etkenlerden biri bazen günahkârlık duyguları olabilmektedir. Her gün, aşırı miktarda alkol alan kişilerin Ramazan, kandil gibi dinî günlerde içmediklerini sıklıkla müşahede ederiz. Dinî ve kültürel duygular, hem kişinin maddeyi bırakmasına aracılık etmekte hem de bıraktıktan sonra kararlı davranma konusunda kendisine yardımcı olmaktadır. 1970 yılındaki yapılan bir çalışmada, LSD maddesine bağımlı olanların tedavisinde müziğin etkisi incelenmiş ve özellikle dinî müzik, aşk türküleri, romantik şarkılar gibi bilinen ve kişinin kültürüne yakın müziklerin dinletilmesi çok etkili bulunmuştur.
Alkolizm tedavi merkezinde bir müzik aleti eşliğinde şarkı söylemenin tedavideki etkinliği incelenmiş ve içe kapanmış alkoliklerde grup etkinliğine katılımın arttığı tespit edilmiştir.
Madde bağımlılığı tedavisi gören insanların tedavi kürü sonrasında yalnız kalmaları boşluk duygularını artırıp maddeye dönmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden bağımlının tedavi sonrası süreçte yalnız kalmasına, sıkıntı yaşamasına fırsat verilmemeli ve bunun için gerekli etkinlikler düzenlenmelidir. Bu meyanda oluşturulan korolar, müzik aleti eğitim grupları çok etkili olmaktadır. Müzik stresi azaltma etkisinin yanında, sosyal çevre değişikliği için de fırsat oluşturmaktadır.
Madde kullanımı olan ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada, alınan maddeyle ilgili şarkılar seçilmiş, kaydedilmiş ve sözleri yazılmış. Sonra bu şarkılar, ergenlere dinletilmiş, yazdırılmış; şiirler de yorumlatılmış. Bu sayede, ergenlerin maddelerle ilgili konuları anlamalarına yardımcı olunmuş ve kontrol kaybı, fiziksel yıkım, bağımlılık artışı gibi sorunların farkına varmaları sağlanmıştır. Müzikoterapi sayesinde, ergenler günlük stresle başa çıkmanın alternatif yollarını öğrenmişler ve uyuşturucu konusunda bilinçlenmişlerdir
Müzikoterapinin madde kullanımı olanlarda çalışmayı bırakma davranışını azalttığı kanıtlanmıştır. Bir kadın tutukevinde madde bağımlısı suçlular üzerinde uygulanan bir tedavi programı sonrasında, katılımcıların %97’sinin, müzikoterapi görürken işlerine devam ettiği saptanmıştır. Müzikoterapi kişinin kendilik kavramını düzeltmiştir ki madde bağımlılarında kendine güven ileri derecede azalmıştır.
Müzikoterapi bağımlılarda gevşemeyi ve enerji seviyesini artırır, iradeyi güçlendirir, yüzleşmeyi, tahammülü ve uyumluluğu artırır, içe çekilmeyi ve bırakamama korkusunu azaltır.
Bağımlılık tedavisindeki kadın hastalarda yapılan bir çalışmada ritimterapi, müzikle hareket aktiviteleri ve yarışmalı müzik oyunları depresyonu, stresi, kaygıyı ve kızgınlığı azaltmıştır.

ESRAR BAĞIMLILIĞI

Orta Asya ve Çin’de en az 4000 yıldır kullanılan Hint keneviri bitkisi Cannabis sativa dayanıklı, aromatik yıllık bir bitkidir. Bu bitkiden elde edilen madde esrar (cannabis) olarak isimlendirilir. Dünyada en çok kullanılan yasadışı madde olduğu bilnmektedir.
Esrarın en etkili formu  haşhaş ya da hash denilen bitkinin çiçek bölümünden veya yapraklarında ki kuru, kahve-siyah,reçineli sızıntısından elde edilmektedir. Esrar bitkisi genellikle kesilir, kurutulur, küçük parçalara ayrılır, sigaranın içine sarılarak içilir.
Esrarın diğer isimleri: Marihuana, ot, çay, pot, kenevir, yabani ot (weed)  ve Mary Janedir.
Esrar, kullanıcılarının “Ot’tur günahı yoktur” şeklinde savunduğunun aksine bir uyuşturucu maddedir ve günahı da çoktur. Esrar 421 çeşit kimyasal madde içermektedir. Fiziksel yoksunluğu olmamasına rağmen alınmadığında; yerinde duramama, huzursuzluk, iştah kaybı, uykuda bozulma, sinirlilik ve gerginlik gözlenebilmektedir. Toleransı yavaş gelişir ve bağımlılık potansiyeli de düşüktür. Fiziksel olarak etkileri; taşikardi, ağız kuruluğu ve iştah artışı olarak ortaya çıkabilir. Alerjik bünyelerde göz etrafında kızarma ve döküntüler de görülebilir. Psikolojik etkileri ise renk, ses ve zaman-mekan algısında değişmeler, motor hareketlerde yavaşlama, reflekslerde yavaşlama, inhibisyonun ortadan kalkması ve muhakemenin bozulmasını yanı sıra artan konuşkanlık ve sonucunda kişilikte değişkenlik gelişmesi, sahte bir cesaret, konsantrasyon ve dikkat yetilerinin bozulmasıyla ortaya çıkan dezorganizasyon görülebilir. Kuru öksürük, laranjite, farenjite, bronşit ve akciğer kanseri gibi somatik şikayetlere neden olabilmektedir ki bu etki sigara kullananlarla karşılaştırıldığında 5 kat daha fazladır. Psikolojik tabloda ise korku, panik ve kuşku hali ortaya çıkabilir. Bellek bozuklukları, konsantrasyon kaybı ve reflekslerde yavaşlamaya neden olduğundan motor koordinasyon bozulur ve bu nedenle esrar kullananların ağır makinelerle çalışmak, araba kullanmak gibi işleri yapmaları sakıncalıdır.
Ayrıca eğitim hayatında olan ya da bilişsel işler yapmak durumunda olan ve kronik esrar kullanımı olan kişilerde ise yani gençler, öğrenciler, öğretmenler ve bütün zihinsel ilerle uğraşan kişilerde ise bellekteki bozulmalara dayalı öğrenme güçlükleri ve zihinsel performansta düşme görülmektedir.
Çukurova Üniversitesinde yapılan bir çalışmada esrar kullanımının beyin biyoelektrik faaliyetinde değişmelere yol açtığı bildirilmiştir. Örneğin, akut esrar kullanımının EEG’de yaygın zemin aktivitesi yavaşlamasına yol açtığı ve REM supresyonu (Uykunun rüya döneminin baskılanması) yaptığı bildirilmiştir.
Son bir yılda 18-21 yaş grubunda marijuana kullanımı %25, 50 yaş ve üzerinde %1 ve altı. Esrar kötüye kullanımı ve bağımlılığının yaşam boyu görülme sıklığı %5’dir.
Esrar sigara gibi içildiğinde öfori etkisi dakikalar içinde görülür, 30 dakikada en yüksek seviyeye ulaşır ve 2-4 saatte sonlanır. Bazı motor ve bilişsel etkileri 5-12 saat sürer.
Esrarı ağızdan browni ve keklerle de alınmaktadır. Dumanının inhalasyonu ile elde edilen etkinin sağlanması için esrarın oral alımındaki miktarı inhale edilenin 2-3 katı olmalıdır. Esrarın psikoaktif etkileri kullanılan esrarın gücüne, kullanım yoluna, içme tekniğine, sıcakta eritmenin (pirolizis) kannaboid içeriğine etkilerine, doza, kullanılan mekana, kullanıcının son deneyimine, kullanıcının beklentisine ve kullanıcının kannaboidlerin etkilerine olan biyolojik yatkınlığına bağlı olarak değişir.

Esrarın Etkileri
Esrar kullanımına bağlı ağız kuruluğu, açlık, gözlerde kızarma kan basıncının artması ve alınan miktara bağlı olarak çarpıntı sık görülen etkileridir. Kronik kullanımında testesteron düzeyi ve sperm sayısının azalması, kadınlarda kısırlık ve yeni doğan bebeğin düşük doğum ağırlığa sahip olması görülebilir.
Dikkat ve tepkilerde yavaşlamaya sebep olur. Kimi kişide ise bunun aksine kimi zaman kaygı, sıkıntı, yoğun korku hissi, panik ataklara yol açabilir.
Esrarın kişi üzerine etkisi içilecek esrarın gücü, içecek olan kişinin esrardan beklentisinin ne olduğu, beraberinde alınan alkol veya başka maddenin varlığı ve esrarı alış şekli gibi birçok faktöre bağlıdır.
Esrarın huzursuzluk, uykusuzluk, iştah azalması, kilo kaybı ve tahammülsüzlük gibi psikolojik ve fizyolojik yoksunluk belirtileri vardır.

Bir kişinin esrar kullandığı nasıl anlaşılır?
Esrarın tesiri altındayken kişinin gereksiz yere güldüğü gözlemlenir. Bazen bunun tam tersine korku ve panik hali hâkimdir. Denge kaybı, gözlerde kızarma, reflekslerin yavaşlaması, unutkanlık da görülebilir.Esrarın etkisi geçtikten sonra ise uyku hali, yorgunluk ve huzursuzluk gözlemlenir. Esrar kullanımına bağlı duygu-düşünce bozuklukları son yıllarda sıkça görüyoruz. Özellikle uzun süre ve yüksek miktarda esrar kullanan kişilerde ani başlayan ve kimi zaman birkaç saat, kimi zaman birkaç gün süren halüsinasyonlar, hezeyanlar, paranoyalar, duygusal gel-gitler ve bilinç bulanıklığından oluşan bir tablo gelişir. Bazen de şizofreni benzeri tablolara, hatta şizofreni hastalığına sebep olabilir. Esrarın beyne olan etkisi bununla sınırlı değildir. Esrar kullanımı beyinde atrofiye yani beyin hacminde azalmaya ve yıkıma da sebep olur. Bu da ileride bunamaya sebep olur.
Esrar Bağımlılığı Tedavisi ve Rehabilitasyon

      • Önce esrarın zararlı olduğunu, kişinin bağımlı olduğunu ve tedavi olması gerektiğini kabul ettirmek: Ottur günahı yoktur miti esrarın hem kötüye kullanımını artıran hem de tedaviye başvurma oranını azaltan bir mittir. Halbuki esrar da diğer maddeler gibi bağımlılık yapar ve yoksunluk sendormuna yol açar.
      • Yoksunluğun Tedavisi: Bunun için bağımlılığın şiddetine göre ya dışarıdan ya da hastaneye yatırılarak gerekli tıbbi müdahale yapılmalıdır. Esrar bağımlılığı tedavisine başvuran kişiler genellikle ilerlemiş bir tabloyla başvurduklarından hastaneye yatırılma ihtiyacı hissederler. Çünkü bu aşamada dışarıda esrardan uzak kalmak oldukça güçtür. Bağımlı bireyin gerek bedensel gerekse ruhsal olarak toparlanması ve güçlü bir şekilde taburcu edilmesi moral ve motivasyon açısından çok önemlidir.
      • Hastane Tedavisi: Hastanede geçen zamanın sadece ilaç ve gözetimle geçirilmemesi gerekir. Çünkü hastane süreci kişi için büyük bir fırsattır. Bir ay yatan bir kişinin hergün etkin bir psikoterapi programına alındığını varsaysak bu aşağı yukarı bir yıllık terapi uygulamasına tekabül ediyor. O yüzden kişinin bu süreçte bütün travmalarını çözümlemek, beynini toparlamak, düşünce ve davranışlarını dönüştürecek programlar uygulamak mümkündür.
      • Hastane sonrası: Hastane sürecinden sonra yoğun bir psikoterapi ve sosyal destek programı uygulamak gerekir. Bu aşamada davranışçı bir takım uygulamaları da devreye sokmak gerekir. Bireysel psikoterapiye periyodik idrar kontrolleri, aile eğitimini, aile ve grup terapilerini ilave etmek gerekir.

ESRAR AKIL HASTALIĞINA NEDEN OLUYOR

“Hocam oğlum olmayan sesler duymaya başladı, herkesten benden bile şüpheleniyor, odasından dışarı çıkmamaya başladı, MİT’in, gizli güçlerin kendisini takip ettiğini düşünüyor, eve kamera yerleştirildiğini ve ailecek gözlendiğimizi söylüyor, beyninde çip olduğunu uzaylıların bu çiple kendisini yönettiğini iddia ediyor, düşünceleri yayınlanıyormuş, başkaları tarafından okunuyor, yönlendiriliyormuş.” diye gelen ailelerin çocuklarında ciddi oranlarda esrar kullanımı ortaya çıkıyor.

Dünyanın en itibarlı bilim dergisi Lancet’te yayınlanan bir araştırmada esrar içen bireylerde şizofreni riskinin %40’lara yükselebileceği bildirildi. Amerika’da yapılan bir başka araştırmada da esrarın şizofreni riskini en az 7 kat artırdığı ortaya kondu. “Ottur günahı yoktur” diye hafife alınan esrar, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelerde 2004 yılında bir dönem kullanması ve bulundurulması suç teşkil etmeyen maddeler kapsamına alınmıştı. Ancak bu yasadan sonraki beş yıl içinde şizofreni hastalığında patlama yaşandı. Bunun üzerine yapılan araştırmalarda yukarıdaki sonuçlara ulaşıldı. Bunun üzerine b u ülkelerde hızla yasal düzenlemeler yapıdı ve esrar kullanka da bulundurmak da suç kapsamına alındı.

Esrar gibi maddeler insan beynindeki önemli kimyasalların aşırı tüketilmesine, eksilmesine ve bunun neticesinde de ruhsal bozukluklara sebep oluyorlar. Depresyon, panik, korku, kaygı, paranoya, takıntı rahatsızlıkları bunlardan bazılarıdır. Ancak çok daha önem arz eden bozukluk şizofrenidir. Son zamanlarda ani gelişen şizofreni vakalarında akla ilk esrar gelmektedir. Esrara bağlı şizofreni günümüzün en ciddi ruh sağlığı sorunları arasına girmiştir.

Bir genç kız annesinin kendisine kötülük yapacağını düşünüp öldürmeye kalkmış ve saldırganlık tablosuyla bana getirilmişti. Yaptığım görüşmelerin sonrasında genç kızın bir süredir esrar aldığını ve algılamalarının bozulması sonrasında paranoya geliştiğini tespit etmiştim. İyi bir tedavi protokolüyle esrarı bırakmış ve bu şikayetlerinden kurtulmuştu.

Bir diğer danışanım, muhafazakâr ve dindar bir ailenin çocuğu olmasına rağmen bir gün kendisinin peygamber olduğunu, Allah tarafından görevlendirildiğini iddia etmeye başlamıştı. Gencin ailesi kısa bir süre önce esrar kullanmaya başladığını ve sonrasında bu tür düşüncelerin geliştiğini söylemişlerdi. Tedavi programına alınan genç bir müddet esrar içmemiş ve düşünceleri gerilemişti. Ancak bir zaman sonra esrara yeniden başlayan gençte şizofreni belirtileri tekrar etmişti. Bu defa ciddi bir hastane tedavisi görmüş, iyi bir terapi programının ardından esrarı bırakmayı başarmıştı. Esrarı bırakmasının ardından bir daha şizofreni atağı gözlenmedi.

Eğer bozukluk daha başlangıç aşamasındaysa esrarı bırakır bırakmaz tablo geriliyor ve belirtiler yok oluyor. Ancak esrara devam edilirse şizofreninin kalıcı olma tehlikesi baş gösteriyor. Kalıcı olması kişinin ömür boyu ilaç kullanmak zorunda kalkması anlamıona geliyor.

Esrar kullanan gençler! Aklınız sizi bırakmadan siz esrarı bırakın! Böyle bir tuzağın kurbanı olmayın!

Barış Yolunda Temel gibi Olmak…
Nasreddin Hoca göle yoğurt mayalarken Temel de tesadüf bu ya oradan geçer. Bütün köylü toplanmış, hocayı izliyor. Temel sormuş: “ula haburaya niçin toplandınuz?”. Köylü alaylı bir şekilde “hoca göle yoğurt mayalayacakmış” diye cevap verir. Temel hocayla dalga geçilmesine dayanamaz ve hocaya destek verir: “hoca ne yapacaksun bu kadar yoğurdi”.

Son günlerde gündeme gelen açılımlar konusunda bir inançsızlık kendisini göstermektedir. İnanmadıkça bu meseleler çözülemez. Temel gibi olmak, dostane yaklaşmak, moral vermek gerekir. Çünkü işimiz hocanın ki kadar zor değildir.

KOKAİN
Etkisi alındıktan hemen sonra başlayan ve yaklaşık bir saat kadar süren kokain, kullanan kişide uyarıcı etki yapar. Canlılık, kendini iyi hissetme ve haz duygusunda artma, kendine güvende ve cesarette artma, beden ısısı ve kan basıncında artma, yoğun terleme ve cinsel aktivasyonda artma görülebilir. Kokain kullananlarda sıklıkla saldırgan davranışlar görülür. Paranoid tablolar ve psikoz gözlenebilir. Cilt altında kıpırdanmalar hisseden kişi buna dayanamaz ve cildine zarar verebilir. Burundan alınması burun mukozasında bozulmalara neden olur. Bağışıklık sisteminin bozulmasına bağlı enfeksiyonlar sıktır. Etkisi geçtikten sonra yoğun depresif duygu durumu, durgunluk ve yoğun kaygı yaşantıları ile beraber tolerans düşüklüğüne bağlı agresif davranışlar görülebilir. Doz artımı hızlıdır ve bağımlılık potansiyeli oldukça yüksek bir maddedir.
Kokain,  Güney Amerika’da kendiliğinden yetişen, uyarıcı  etkisinden yararlanmak için yerlilerce yaprakları çiğnenen Erythroxylon coca adlı bitkiden elde edilen bir alkoloididir. İlk kez 1860’da ayrıştırılan kokain alkaloidi 1880’de ilk olarak lokal anestezik olarak kullanılmıştır. Vazokonstriktif ve analjezik etkilerinden yararlanmak üzere halen göz, burun ve boyun cerrahisinde lokal anestezik olarak kullanılmaktadır. 1884’de kokainin genel farmakolojik etkilerini içeren bir çalışma yapan Sigmund Freud’un  biyografisini yazanlar Freud’un bir süre için kokain bağımlısı olduğunu belirtmişlerdir. 1880 ve 1890’larda  birçok hastalığın tedavisinde kullanılan kokain 1899’da Merck Manual’de listelenmiştir. 1914’de bağımlılık yapıcı etkileri ve yan etkileri tanımlandığında,  kokain morfin ve eroinle birlikte  bir narkotik olarak sınıflandırılmıştır.

ABD’de nüfusun yaklaşık %10’unun kokaini bir kez denemiş olduğu tespit edilmiştir. En yaygın kullanıldığı yaşlar 18-34 yaşlar arasıdır. Kokain kullanımındaki düşüşe rağmen son 10 yılda kokainin oldukça güçlü bir formu olan krek’in kullanımı artmıştır. Erkeklerde kullanımı kadınlardan iki kat fazladır, tüm ırk ve sosyoekonomik gruplarda kullanım oranı eşittir.
Kokainin davranışsal etkileri hemen hissedilir ve 30-60 dakika kadar kısa bir dönem sürer, zehirlenme tekrarlayan dozlarda kullanımıyla oluşur.
Davranışsal etkileri kısa dönemli olmasına rağmen; ko­kainin yıkım ürünleri kan ve idrarda on güne kadar saptanabilir.
Kokain çok güçlü bir bağımlılık etkisine sahiptir. Tek dozluk kullanımdan sonra bile psiko­lojik bağımlılık gelişebi­lir. Tekrarlanan uygulamalardan sonra kokainin çeşitli etki­lerine karşı tolerans ve duyarlılık gelişir ve kişi çok yüksek dozlarda kokain kullanır. Kokain tatmin etmeyince eroine geçiş başlar.

KOKAİN KULLANIM ŞEKİLLERİ
Ko­kainin en sık kullanım yolu  tozun burun yo­luyla alınmasıdır. Buna koklayarak alma “snorting” veya boru ile çekme “tooting” adı verilir.
Diğer kullanımın yol­ları ise deri altı (subkütan)  ya da damar içi IV enjeksiyon ve  sigara olarak içilmesidir (freebasing).
Krek kokainin sigara olarak kullanımı da başka bir yoldur.
En tehlikelisi damardan ve sigara olarak kullanılmasıdır. Bu şekilde alındığında beyin damar tıkanıklıkları, beyin kanamaları, kalp hastalıkları, kalp krizleri ve ani ölüm oluşabilir.
KOKAİN BAĞIMLILIĞININ TEDAVİSİ

      1. İçgörü Çalışmaları: Her tür bağımlılıkta olduğu gibi kokain bağımlılığında da inkar söz konusudur. O yüzden kişinin kokainin zararlı olduğuna, bağımlı olduğuna ve tedavi olması gerektiğine ikna edilmesi çok önemlidir.
      2. Yoksunluk Tedavisi: Bunun için bağımlılığın şiddetine göre ya dışarıdan ya da hastaneye yatırılarak gerekli tıbbi müdahale yapılmalıdır. Kokain bağımlılığı tedavisine başvuran kişiler genellikle ilerlemiş bir tabloyla başvurduklarından hastaneye yatırılma ihtiyacı hissederler. Çünkü bu aşamada dışarıda kokainden uzak kalmak oldukça güçtür. Bağımlı bireyin gerek bedensel gerekse ruhsal olarak toparlanması ve güçlü bir şekilde taburcu edilmesi moral ve motivasyon açısından çok önemlidir.
      3. Hastane Tedavisi: Hastanede geçen zamanın sadece ilaç ve gözetimle geçirilmemesi gerekir. Çünkü hastane süreci kişi için büyük bir fırsattır. Bir ay yatan bir kişinin hergün etkin bir psikoterapi programına alındığını varsaysak bu aşağı yukarı bir yıllık terapi uygulamasına tekabül eder. O yüzden kişinin bu süreçte birçok travmasını çözümleyebilmek, beynini toparlamak, düşünce ve davranışlarını dönüştürecek programlar uygulamak mümkündür.
      4. Hastane sonrası: Hastane sürecinden sonra yoğun bir psikoterapi ve sosyal destek programı uygulamak gerekir. Bu aşamada davranışçı bir takım uygulamaları da devreye sokmak gerekir. Bireysel psikoterapiye periyodik idrar kontrollerini, aile eğitimini, hatta çift terapisini, aile ve grup terapilerini ilave etmek gerekir.

 EROİN
Uyuşturucu bağımlıların dahi en korktuğu maddedir. Alındıktan çok kısa bir süre etkisini göstermeye başlayan eroininin etkisi 4-5 saat kadar sürebiliyor. Yoksunluk gelişmesinin de son kullanımı takip eden 6-8 saat içinde geliştiğini de göz önüne alırsak günde minimum iki kez kullanmak gereğini tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Bağımlılık potansiyeli de çok yüksek olan eroin sık kullanım gerektirdiğinden toleransı da bir hayli hızlı gelişen bir maddedir. Buradan çıkan sonuçta ne yazık ki kısa dönemde yüksek dozlara ulaşmak ve uyuşturucu batağına gömülmektir. Eroin uyuşturucu madde bağımlıları arasında bile korkulan bir maddedir. Bu korkuda dozun çabuk tepe noktaya ulaşması ve dolayısıyla olumsuz etkileri de hızla gelişmesidir. Bu etkilere örnek olarak; beden ısısında düşme, konuşmada yavaşlama, ağrı hissinin azalması, kalp ve solunum hızında yavaşlama, yüz kızarması ve kan basıncında artma olarak görülebilir. Asıl korkunç olan ise yoksunluk krizlerindeki acı çeken görüntüler ve kullananların fiziki ve duygu durumuna yansıyan olumsuzluklardan ziyade tamiri çok güç olan beyinde yarattığı yıkımlardır. Sinir sistemi bloke haline gelen insanda beyindeki kimyasal ve bioelektrik sistemde onarılması güç hasarlarda oluşmaktadır. Algı ve reaksiyon süresi yavaşlayan kişide yaşam kalitesi verimliliğin düşmesine bağlı olarak bozulma göstermektedir. Bunların yanında doğrudan eroin kullanımına bağlı organ hastalıkları ve ortak enjektör kullanımından kaynaklanan hepatit, aids, frengi gibi kan yoluyla bulaşan hastalıklarda sıklıkla görülmektedir. Bu genel yapıda sonuç olarak psikiyatrik bozukluklar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Genel de kullanan grup yoğun depresyonun da eşlik ettiği kişiler ve uyuştucuyu bir yaşam biçimi haline getiren insanlardır. Kullanıcılar içinde bu tip insanlar “canki” olarak adlandırılır ve bu insanların yaşam hedefi uyuşturucu sağlamak haline gelmiştir. Altın vuruş olarak bilinen aşırı doz yüklemesi sonucu gelişen ölüm olayları da daha çok bu grup kullananlar ve bilinçsiz ve kontrolsüz olarak kullananlarda görülmektedir. Aynı zamanda eroin diğer maddelere oranla daha zor bulunan ve pahalı bir maddedir.

BİR EROİN BAĞIMLISININ BAŞARI HİKAYESİ

Yüksek miktarda eroin kullanımı olan bir hastaız vardı. Günde 6 gram kadar kullanıyordu. Bize gelmeden beş yıl önce  kız arkadaşından ayrılmış, psikolojisi bozulmuş. Arkadaşlarından biri de bu depresif ruh haline iyi gelecek bir şey olduğunu söyleyip onu eroinle tanıştırmıştı… O zamana kadar madde ile alakası olmayan bir insan eroin kullanmaya başlamıştı. Zamanla dozunu artırmış ve damardan almaya başlamıştı. Birçok defa hastaneye yatırılmış, ancak personele küfür edip kendini dışarıya attırmıştı. Yoksunluk döneminde yaşadığı bir tepki olduğu maalesef anlaşılamamıştı.

Geldiğinde, çok kötü durumdaydı, zayıflamıştı hiç yemek yemiyordu, vücudundaki yaralar iyileşmiyordu, bitmiş durumdaydı fakat annesi ve dayısı ona çok destekti. Eroinmanların kaderi, insanların zaman içinde ondan vazgeçmesidir ama bu vakada durum öyle değildi. Hastamız, madde kullanmadan önce sorumluluk sahibi, iyi bir mesleği olan biriyken zaman içinde bir şey yapamaz hale gelmişti. Bize geldi ve ‘seni yatıralım’ dedik. Tedavisini yazdık yerini ayırttık. Fakat hastaneye gelmedi. Biz de üzerine gitmedik. Aradan 4-5 ay geçti ve beni hastanenin önünden aradı ‘geldim’ diye. Hemen yatması yönünde telkinlerde bulundum. İlaç tedavisi başladım. Birgün sabah vizite gittim, bana ters davranmaya başladı, aşağılamaya giden sözler söylüyordu. Provakatifti. Daha önce de bu tablonun yaşandığını hatırlayarak ‘sen bana küfür edeceksin ben de sana kızacağım ve atacağım sen de gidip içeceksin öyle mi’ dedim. Bu sözüme çok şaşırdı ‘evet, haklısınız’ dedi.  Sonra böyle bir yönteme bir daha başvurmadı. Hastaneden çıkınca 15 gün boyunca yine hergün beyindeki güçlendirme terapisine girdi ama yanında 24 saat nöbetçi bıraktık dayısını. Nefes alsa haberi oluyordu, dışarı çıkartılmadı. 6 ay boyunca sadece terapiye gitti. İlk üç ay maddeyi istediğini söyledi. 3. aydan itibaren bu istekleri silindi. Daha güveni arttı. Maddeyi hiç konuşmamaya başladık. Daha reel konulardan konuştuk. Yedinci ayda ‘doktor bey ben artık bunu bıraktım, ama kullandığım insanları görünce kötü oluyorum’ dedi. ‘Bu insanlarla nasıl vakit geçirmişim’ dedi. Birinci senenin sonunda işe başladı. Mesleği ile ilgili kurslara gitti. Artık eroin yok onun hayatında. Şu anda problemi de yok.

ECSTASY
Eğlence mekânlarında kolay bulunabilen, etki özelliğine göre çok çeşitli adlarla anılan maddelerdir.
Etkileri amfetaminler ve hallüsinojik maddeler ile benzerlik gösterir.
Yarım saat ya da bir saat içinde etkisi görülmeye başlar 4-6 saat kadar sürer. Canlılık, hareketlilik ve enerjide artma, cinsel aktivasyon ve güven duygusunda artma ve algı değişikleri görülür.
Alkol ile beraber alındığında etkisinde artış gözlenebilir. İçindeki maddeye bağlı olarak ani ölümler olabilir.
Yoksunluğunda baş ağrısı ve dönmesi, yorgunluk, bitkinlik ve boşluk duygusu görülebilir.
Karaciğer fonksiyonlarında bozulma, beden ısısında artma ve kan basıncında yükselme de etkileri arasındadır.
Ecstasy genellikle tablet ve kapsül şeklinde satılır. Beyaz, kahverengi, pembe ya da sarı tabletler ya da kapsüllerdir. Bazılarının üstünde kuş, kalp gibi resimler vardır.
“Beyaz kumrular, Mitsubishi, 007, pıt” gibi çeşitli adlarla anılır.
Etkisi 20 dakika içinde başlar ve birkaç saat sürer. Kullanıldıktan sonra enerji artışı, canlılık, karşı cinse karşı yakınlık hissi, algılamada artma ortaya çıkar. Ecstasy etkisi altında iken araba ya da makine kullanmak tehlikeli olabilir.
Etkileri amfetaminlere benzer. Uykusuzluk ve geçici paranoyaya (aşırı kuşkuculuk) neden olabilir. Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon, sara hastalığı olanların bu maddeyi kullanmaları ciddi sorunlara ve hatta ölüme neden olur.
Aşırı hareketten dolayı su kaybı, beden ısısında aşırı yükselme ölüme neden olabilir.
Böbrek ve karaciğer üstüne yan etkileri olduğu da bildirilmiştir.

HALÜSİNOJENLER (LSD)
En tanınanı LSD’dir. Ağız yoluyla alınırlar. Görsel halüsinasyonlar, renk ve koku duyularında keskinleşme, realiteyi yitirme, yönelim bozukluğu, kuşkunun artması, panik duygusu gibi etkileri vardır. Panik atak, yoğun değresif duygu durum, paranoid hezeyanlar ve intihar girişimi gibi yan etkileri görülebilir

BENZODİAZEPİNLER
Ülkemizde yeşil reçete ile satılan ilaçlardır. Uyku hali, gevşeme, kaygı durumunun azalması gibi etkileri vardır. Uzun süreli ve yüksek doz kullanımında bağımlılık oluşturur. Yoksunluk döneminde gerginlik, rahatlayamama, titreme, uykusuzluk, kalp atışında düzensizlik, sinirlilik, bulantı, uykusuzluk gibi etkiler gözlenebilir. Bağımlılık potansiyeli ve tolerans gelişimi düşüktür.

AMFETAMİN VE BENZERLERİ
Ülkemizde kullanımı yasak olan bu maddeler yasadışı yollarla getirilmektedir. ”Speed” adıyla bilinirler. Kilo verdirici ve uyarıcı etkileri vardır. Etkisi devam ettiği süre içinde bilişsel performansı yükselten bu maddelerin bilinen en yaygın yan etkileri yüksek tansiyon ve damar yapısında meydana getirdiği bozulmalardır. Sık kullanımında paranoya tabloları izlenebilir. Yüksek doz kullanımında kokaininkine benzer etkiler göstermekle birlikte etkisi kokainden uzun sürer. Hezeyan, şiddet davranışlarında artma, yönelim bozukluğu gibi yan etkilerinin yanında son nokta koma ve ölümdür. Bu maddelerin toleransı ve bağımlılık potansiyeli orta düzeydedir.

UÇUCU MADDELER
Benzin, tiner, kumaş boyaları, uhu-bally gibi yapıştırıcılar, leke sökücüler gibi maddeler bu gruba girmektedir. Uçucu maddelerin en büyük riski ucuz ve çok kolay ulaşılabilinir olmalarıdır ve denetimi bir hayli zordur. Etkisini çok kısa süre içinde göstermeye başlar. Sarhoşluk hissi, koordinasyon bozulması, baş dönmesi, şaşkınlık ve sersemlik, konuşmada ve hareketlerde yavaşlama, görsel işitsel ve dokunsal varsanımlar görülebilir. En önemli yan etkileri arasında ise kas zayıflaması, taşikardi(düzensiz kalp çarpıntısı), sindirim sistemi sorunları ve en önemlisi kalıcı beyin hasarı vardır. Yüksek doz alındığında saldırganlık, muhakeme güçlüğü, bilinç bulanıklığı ve koma sonrasında da ölüm vakaları gözlenebilir. Uçucu maddelere hızlı tolerans gelişir. Bağımlılık potansiyeli eroin ya da kokain kadar olmasa da yüksektir.