İLETİŞİM SORUNLARI

Depresyonda olan anne ve/veya babanın çocuğunu ihmal etme olasılığı oldukça yüksektir.
20 Mart 2015

AİLE İÇİ İLETİŞİM SORUNLARI

Aile içi iletişim sorunları farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.
Ebeveynlerden Birinde Psikolojik Bir Sorunun Varlığı
Depresyonda olan anne ve/veya babanın çocuğunu ihmal etme olasılığı oldukça yüksektir. Bu ihmal, çocuğun fiziksel bakımını yeterince sağlayamama şeklinde olabildiği gibi ağırlıklı olarak duygusal ihtiyaçlarını karşılayamama şeklinde kendini gösterir. Depresyon geçirmekte olan anne ve babalar, çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılayamadıklarından, çocuklar bu durumda travmatize olurlar. Özellikle 0-7 yaş arasında annenin depresyonda olması çocuğu o dönemde travmatik bir biçimde etkilemekle kalmaz ilerleyen yaşlarda ve erişkinlikte ciddi psikolojik sorunlar yaşamasına neden olur. İhmalin olduğu dönem 0-3 yaş arasına denk geliyorsa, çocuğun o dönemde ve erişkinlikte yaşayacağı psikolojik sorunların şekli, şiddeti ve sayısı artar. Ebeveynin yaşadığı depresyonun şiddeti, süresi de çocuğun o dönemden başlayarak erişkinlik hayatı boyunca yaşayacağı psikolojik sorunların şiddetini belirler. Ebeveynin depresyonda olması nedeniyle çocuğun ihmal edilmesi sonucunda çocukluk ve ergenlikte yaşanan sorunlardan bazıları kaygı bozuklukları,  kız çocuklarında depresyon, erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme şeklinde kendini gösterir.
Ebeveynlerin yaşadığı ve çocuğu veya ergeni travmatik bir şekilde etkileyen psikolojik sorunlardan biri de kaygı bozukluğudur. Aşırı kaygılı anne ve/veya babanın abartılı kaygılarından beslenen çocuk, abartılı bir şekilde engellenir, üzerine düşülür, sık sık kontrol edilir, sürekli uyarılır. Bu durumu ebeveynler çocuklarıyla ilgilenme ve onları düşünme şeklinde yorumlarlar. Ebeveyn iyi niyetlidir ama kendi abartılı ve/veya gerçek dışı kaygılarını çocuğa yüklemiş olur. Kaygı bozukluğu olan ebeveynlerin kaygılı tutumlarına maruz kalan çocuğun bireyselleşmesi, olgunlaşması, kendine ve dış dünyaya güven duyabilmesi, kendi ihtiyaçlarının ve yeteneklerinin farkında olabilmesi, aile dışında da sağlıklı ilişkiler kurabilmesi, kendini dış dünyada var olan tehlikelere karşı koruyabilmesi büyük ölçüde engellenir. Diğer taraftan bu çocuklarda ve ileriki hayatlarında kaygı sorunları, fobik durumlar, öfke kontrol sorunları görülme olasılığı oldukça artar.

Ebeveynlerde sinirlilik, öfke patlaması gibi agresyon ile ilgili sorunların varlığı, anne ve/veya babanın, çocuğa karşı cezalandırıcı tutumlarda bulunmalarına, sözel ve/veya fiziksel şiddet sergilemelerine, katı, baskıcı, hoşgörüsüz ve tahammülsüz davranmalarına yol açmaktadır. Bu olumsuzlukları yaşayan çocuk travmatik etkiye maruz kalır. Bu tür travmalara maruz kalan çocuk ve ergenlerde, maruz kaldığı yaş, olumsuzlukların sıklığı, şiddeti, süresi gibi unsurlar maruz kalan kişide çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde farklı niteliklerde ve yoğunluklarda psikolojik sorunlar ve semptomlar oluşmasına yol açarlar. Bu soruna sahip ebeveynlerin çocukları aşırı pasif, depresif ve takıntılı bir hal geliştirebileceği gibi, aşırı agresif, yerinde duramayan, çeşitli davranış sorunları olan bir ruh hali profili de geliştirebilirler.

Pasif, mesafeli anne/baba, çocuğun davranışları, kendini ifade ediş şekli karşısında ilgisiz ve kayıtsız bir tutum sergiler. Bu durum ebeveynlerin depresyonda olmasından daha farklıdır. Bazı ebeveynler, kendi yetiştiriliş tarzları, çocuk yetiştirme ile ilgili sahip oldukları basmakalıp inançlar ve yöntemler, yanlış kültürel ve dini öğretiler gibi unsurların etkisi altında çocuklarına mesafeli olabilmektedirler. Bu durum farkında olunarak ve bilinçli kararlar alarak çocuğa ya da ergene nasıl yaklaşacağını belirleme şeklinde olabileceği gibi, bazı durumlarda da uygun şekilde çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiğini ve duygusal iletişimin nasıl kurulması gerektiğini bilmeme ve/veya bilse dahi uygulayamama şeklinde kendini gösterir. Çocuğu duygusal olarak ihmal eden ebeveynler, çocukla ilgilenmek zorunda kaldıklarında ise yüzeysel ilişkiler kurmaktadır. Bu tür durumlarda kurulan yüzeysel iletişim, genellikle bir sorun olduğunda ve bu soruna müdahale etmek zorunluluğu doğduğunda gerçekleşmektedir. Diğer taraftan, babanın ilgisiz ve mesafeli olması durumunda, tüm sorumluluğu anne yüklenmek zorunda kalmaktadır. Bu durum anne için oldukça yıpratıcı olduğu gibi, annenin babanın gerçekleştirmesi gereken yaklaşımları sergilemesi mümkün olmayacağından çocukta kaçınılmaz olarak çeşitli davranış sorunları ortaya çıkacak ve aile içi iletişim çatışmalarına zemin hazırlanacaktır.
Ebeveynlerin Kendi Aralarında Yaşadıkları Sorunlar
Anne baba arasındaki iletişimsizlik ve tartışmalar çocuğun ve ergenin psikolojisini önemli derecede etkilemektedir. Şahit olunan sözel ve fiziksel şiddet davranışları kadar anne baba arasında sağlıklı iletişim ve muhabbetin yokluğu da çocukta mutlaka olumsuz etki yaratır. Evde anne baba arasında sözel ve fiziksel şiddet hiç olmasa dahi iletişim ve muhabbetin yokluğu ya da yeterli düzeyde olmaması durumu çocuğun sağlıklı iletişim kurma becerisini edinmesini sekteye uğrattığı gibi, çocukta psikolojik sıkıntıların gelişmesine de neden olur. Çevresindeki arkadaşları ve yetişkinler ile kendine güvenli biçimde iletişim kurmada sorunlar yaşanır. Bu sorunlar genellikleiçe kapanma ya da aşırı agresif tarzda iletişim kurma şeklinde kendini gösterir. Eğer bu durumun farkına varılmaz ve aile içindeki bu durumla ilgili gerekli değişiklikler yapılmazsa çocuk erişkinlik döneminde de benzer sorunları yaşayacaktır. Ebeveynler arasındaki iletişimin kısıtlı olması ile ilgili sorunun, anne babalar tarafından genellikle sorun olarak algılanmadığına şahit oluruz. “Bizim evimizde hiç tartışma olmaz ki” gibi söylemler sıkça dile gelir.
Çocuğun anne babasının tartışmalarına, sözel ve fiziksel şiddete şahit olması, anne ve babanın kendi içlerinde yaşadıkları sorunları çocuğa yansıtmaları, çocuğun görmemesi ve duymaması gereken olay ve durumlara maruz kalması, çocukta kaygıya, depresyona, öfkeye ve özgüven eksikliğine neden olur. Ayrıca çocuk anne babasının birbirlerine olan sevgileri konusunda da kaygılanır ve onları kaybetme korkusu duyar.
Anne-Baba ile Çocuk Arasındaki İletişimsizlik ve Duygusal İhmal
Duygusal ihmal çocuğa bakmakla yükümlü anne ve babanın bu bakımı sadece fiziksel bakım ve çocuğun okumasını sağlamak gibi oldukça kısıtlı manada algılamaları ve gerekli duygusal yakınlığı gösterememeleri ile ilgili bir durumdur. Anne ya da babanın yeterli sevgi ve ilgiyi gösterememesi, gerekli ve yeterli sözel ve dokunsal iletişimi kuramamaları, doğru ve etkili iletişimi kuramamaları, eşlerden birinin çocuğu fiziksel, sözel ya da duygusal olarak istismar etmesine diğerinin göz yumması (bu durum, müdahale etmeyi gerekli görmemek, müdahale edecek gücü ve/veya beceriyi kendinde bulamamak, istismar eden eşten korkmak gibi nedenlerden kaynaklanabilir) çocuğun duygusal olarak ihmal edilmesi anlamını taşır. İhmal edilen bu çocuklarda, yaşa göre değişebilen bir şekilde bir çok duygusal ve davranışsal sorun ortaya çıkabilir; güvensiz bağlanma davranışı, kolay hayal kırıklığına uğrama, düşük benlik saygısı, duygusal esnekliğe sahip olamama, karşısındaki ile iletişim sorunlarını çözememe, tahammülsüz olma, dikkat sorunları, sosyal izolasyon, agresif davranışlar bu sorunlardan bazılarıdır.
Anne ile baba arasında sözel ve/veya fiziksel şiddete şahit olan çocuk da duygusal ihmal kurbanı sayılmaktadır. Bu çocuklarda; ayrılma anksiyetesi (kaygısı), uyku bozuklukları, psikosomatik belirtiler, sosyal beceri eksikliği ve davranış bozuklukları görülür. Çocukluklarında yukarıda bahsedilen şekillerde istismar ve ihmal yaşayan çocukların, yetişkin yaşamlarında, eşlerini duygusal, fiziksel, sözel ve/veya cinsel olarak istismar ettikleri ya da eşleri tarafından istismara maruz kaldıkları belirlenmiştir.
Ergenlik Döneminde Sorunlar
Her şeyden önce ergen sevilme, anlaşılma, güven ve değer görme duygusunu yaşamalıdır. Bu nedenle de anne babaların bu duyguları yaşatma adına söz ve davranışları konusunda hassas ve özenli olmaları gerekir. Aksi takdirde ergen bu duygularını tatmin edemeyecek ve farklı çevrelere bu duygularına doyum bulmak adına ihtiyaç duyacaktır. Aynı zamanda ergen, ebeveynler arasındaki sorunlar hariç, aile konuları dışında tutulmamalı ve fikir alışverişlerine dahil edilmelidir. Bu tür konuşmalar söz konusu olduğunda ergenin kendisini aşırı sorumlu hissedeceği konuları konuşmaktan kaçınılmalıdır. Ebeveynler, konuşma tarzlarını, ergenin kendisine gereksiz ya da abartılı sorumluluklar yükleyebileceği ihtimaline karşı uygun bir şekilde ayarlamalıdırlar. Ergenin kendisi ile ilgili sorunları söz konusu olduğunda ergenin fikirleri nesnel bir biçimde saygıyla dinlenmeli ve ortak çözümler bulunmaya çalışılmalıdır. Yaşına uygun sınırlar koyulmalıdır ve bu sınırlamaların rasyoneli ergene anlatılmalıdır. Karar alma ve uygulama aşamasında çocuğun yerine kararlar almak ve uygulamasını önermek yerine, karar alma sürecinde ve uygulamada yardımcı olunmalıdır. Aile ile ilgili karar alma ve uygulama mekanizmasına çocuğu da uygun şekilde dahil etmek, hem aidiyet duygusunun güçlenmesi hem de kendini ifade edebileceği özgür ortam yaratma anlamında önemlidir; ölçülü bir şekilde yapıldığında değer verildiği duygusunu ve kendine güvenini güçlendirir. Öğütler çoğunlukla ergenlik döneminde işe yaramaz, sadece ergenin o an ebeveyni dinlemesini ya da dinliyor görünmesini sağlar ancak bu bir çözüm değildir. Bu, ergenin hiç bir konuda yönlendirilmemesi anlamına gelmez; ebeveynin gerekli gördüğü yönlendirmeyi ergenin yaşına uygun bir şekilde ve uygun tarzda yapması önemlidir. İletişim tarzı olarak ‘öğüt verme’, ergende ‘benimseme’ tutumunu oluşturmada tek başına yetersiz bir yaklaşımdır.
Ergenlik dönemindeki çocuğun arkadaşları abartılı bir şekilde eleştirilmemeli ve diğerleri ile çocuk karşılaştırılmamalı, anne baba bu konuda çocuğunun arkadaşlarını tanımaya çalışmalı ve bunu çocuğuna hissettirmelidir. Hoş olmayan bir durum varsa bu ergenle paylaşılabilir ancak tanımadan eleştirmek, ergenin anne babasını suçlamasına neden olacaktır. Eleştirinin yöntemi ve dozu iyi ayarlanmalıdır ve eleştiri çocuğun yaptığı bir hata ile ilgili olmalıdır. Eleştirirken ebeveynin ses tonu, mimikleri, beden dili yargılayıcı ve cezalandırıcı bir izlenim vermemelidir. Yapıcı eleştirilerde bulunmak ve çocuğun kişiliğine dair değil, yapmış olduğu hataya dair eleştirileri yönlendirmek oldukça önemlidir. Eleştirinin uygun tarzda yapılması oldukça önemlidir. Ayrıca eleştiri konusunun, evin genel ortamını gergin hale sokmamasına büyük özen gösterilmelidir. Konu sözel olarak sık sık gündemde tutulmamalıdır. Benzer şekilde ebeveynler konuyu sürekli kendi zihinlerinde de tutmamaya çalışmalıdır, eğer bunu engelleyemiyorlarsa beden dillerini, ses tonlarını uygun bir şekilde ayarlayarak aile ortamının gergin kalmasına izin vermemelidirler.
Bu dönemde ergenler özgür olmak istediklerini her fırsatta dile getirirler. Dışarıya açılmakta olan ergeni kısıtlamaya çalışmak, özellikle de karşı cinsle olan iletişimlerini engellemek ve baskılamak, onu daha çok dışarı itecektir, aynı zamanda ergende agresif ya da pasif agresif davranışlara neden olacaktır.Dışarıya açılma istekleri, söylemleri öyle olsa dahi,  çoğunlukla aileyi terk etme arzusu anlamına gelmez. Ebeveynlerin aşırı endişelenmeleri işe yaramaz ve çözüm getirmez; ergenin sağlıklı sosyalleşmesi için karşılıklı güvene ve sevgiye dayalı bir ortam yaratmaları gereklidir. Aile ortamını kendisini rahat ifade edebileceği bir şekilde oluşturmak son derece önemlidir. Anne babaların dikkat etmeleri gereken nokta çatışmayı büyüten söylemlerden uzak durmak olmalıdır. Anne babanın söyledikleri ve uyguladıkları arasında çelişkiye yol açabilecek farklılıklar olmamalıdır. Ergene karşı sabırlı ve sevecen davranabilmek, onun amacının ne olduğunu anlayabilme ve ne düşündüğünüzü ona anlatabilme fırsatını oluşturacaktır.
Anne Babanın Psikolojik Destek Almayı Düşünmesi Gereken Durumlar
Ergenin neredeyse hiç konuşmaması ve nereye gittiğini söylememesi
Yeme alışkanlıklarında değişiklikler olması
Odasından dışarı çıkmaması
Saldırgan ve yıkıcı davranması
Sürekli okulu asması
Sürekli kavgaya karışması
Cinselliğin gündeminde aşırı yer alması
Sinir krizleri geçirmesi
Kanunları çiğnemesi
Tekrarlar biçimde aşırma davranışı sergilemesi ve hırsızlık yapması
Uzun süre depresif ruh halinde olması
Sık sık şiddete yönelik davranışlar sergilemesi
Ergenlik Döneminde Duygular, İhtiyaçlar ve Davranışlar
Ergenlik döneminde, genel olarak duygularda sık sık değişimlerin olduğu görülür. Bir gün önce çok mutlu ve enerjik olan ergen, ertesi gün kabuğuna çekilmiş ve mutsuz olabilir. Duygular anlık olarak bile değişkenlik gösterebilir. Bu durum belirli bir dereceye kadar normaldir. Anne babaların bu durumu kabul etmesi ve her defasında sorgulamalara ve baskıcı yaklaşımlara girmemesi önemlidir.
Ergen zaman zaman yalnız kalma isteği içinde olabilir. Odasına çekilen ve yalnız kalmak istediğini söyleyen bir ergenin ciddi bir sorunu olmak zorunda değildir. Ergenin bu halinin aşırı olduğu hissedilirse bu psikolojik bir sıkıntı olduğuna işaret edebilir. Ebeveynlerin böyle bir hissiyata kapılmaları durumunda bu endişe hallerinin kendi abartılı kaygılarından kaynaklanıp kaynaklanmadığını gözden geçirmelerinde fayda vardır. Ergen için, aynı zamanda, fark edilme ve takdir edilme ihtiyacı söz konusudur ve bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, arkadaş gruplarında doyum sağlamaya yönelecektir.
Genç, diğer dönemlere göre daha yoğun hayal kurabilir ve gerçeklerden zaman zaman uzaklaşabilir. Bu hayaller gelecek planları olabileceği gibi, çoğunlukla karşı cinsle ilgili hayaller de olmaktadır. Yaşadığı bedensel değişimlere bağlı olarak çekingen olabilir ve kendini saklama ve bu değişimlerden çevreyi haberdar etmeme isteği içinde olabilir. Ayrıca yaşadığı içsel çatışmalar ve bedensel değişimler nedeniyle kendini yorgun hissedebilir ve buna bağlı olarak da ders çalışmaya ve aile içindeki sorumluluklarını yerine getirmeye karşı isteksiz olabilir.