Bağımlılık Nedir?


Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir.
6 Mart 2015

Alt Başlıklar

Bağımlılık Nedir?



Bağımlılık insanın dürtülerini kontrol edememesi sonrasında bir nesneye veya olguya aşırı muhtaç hale gelmesidir. Kişi bu nesneler olmaksızın hayatını sürdüremeyeceğini, verimli olamayacağını ve işe yaramayacağını düşünür.

BİREYİ BAĞIMLILIĞA İTEN FAKTÖRLER

Bağımlılığı besleyen en önemli etken keyif verici bir dış unsurun varlığıdır. Yani bir durumu, kişiyi ya da kimyasalı çekici kılan neden, onun bireyi kaygıdan ve gerginlikten uzaklaştırabilme gücü ve keyif verici olmasıdır. Bu durum, bağımlılık geliştirme açısından en yüksek risk grubu olan gençlerin doğal davranış dinamiklerinde daha kolay gözlenebilir. Şöyle ki, genç bir insan doğal gelişim çatışmaları ve bu çatışmalarının neden-sonuç ilişkileriyle uğraşırken genellikle en kestirme ve en zahmetsiz yolu seçer. Çatışmadan doğan gerginlik sırasında gencin keyif aldığı en küçük anlar bile çok kıymetlidir. Psikofizyolojik gelişimde sorun yaşayan gençler ise bu bağlamda savaşmak yerine rahatlıkla hoşnut olmayan durumdan kaçışı seçebilmektedirler. Zaten asıl risk de kaçışın başlamasıyla yargılama gücü zayıflayan gencin ne yöne gideceğinin belirsizleşmesidir.
Bir ilginin bağımlılığa dönüşmesi daha çok davranışsal bağımlılıklar ile alkol ya da sigara bağımlılığı için söz konusudur. Madde kullanımında süreç ilginin süreklilik kazanmasından çok kaçış sonucu bağımlılığa itilmek şeklinde gerçekleşir. Soruyu özellikle teknolojik bağımlılık çerçevesinde ele alacak olursak süreç içinde yaşanabilecek durumlar şöyle özetlenebilir:

    • Bağımlılık yaratan unsurun bireyin dikkatini çekmesi
    • Etkileşimin giderek artması ve yaşama yayılması (yaşamın rutini haline gelmesi). Dolayısı ile yaşam kalitesinde düşme
    • Tolerans geliştirme
    • Geri çekilme belirtileri (Faaliyetten ve iletişimden uzaklaşma)
    • Çatışma ve nüksetme

Bu genel bileşenler bir ring hattı gibi işler. Birinin başlangıcı diğerinin bitişi olabileceği gibi birinin bitişi diğerinin başlangıcı olabilir. Madde bağımlılığında ise durum biraz daha farklı gelişir. Madde bağımlılığı o maddeye duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkar ve kullanıcının kişiliği ile yakından ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar kullandıkları maddenin yarattığı psikolojik ve fizyolojik etkiyi bildikleri için kullanırlar. Bilinçsiz kullanıcılar ya da madde hakkında daha az bilgiye sahip olanlar ise sorundan kaçmak ve yapay olarak sorunsuz bir yaşam alanı yaratmak amacıyla maddeye yönelirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar birbirlerinden direkt etkilenmekte, bunun temelinde de ortak sosyal problemler yatmaktadır. Bir insanı madde kullanmaya iten başka nedenler de vardır elbette. Üstelik bunlar ergenlik dinamikleri içinde çekicilik unsuru da taşımaktadır. Örneğin maddenin eğlencenin eğlenebilmenin ayrılmaz bir enstrümanı olması, başlı başına bir eğlence paylaşımı olması, grup dinamiğine uyumluluğu göstermenin bir kriteri gibi algılanması, özenti, yasağa karşı gelebilmiş olmanın tatmini ve büyüme göstergesi olarak atıflanması…
Bu bilgiler ergenlik döneminin alkol, madde kullanımı ve bağımlılık sorunu bağlamında kritik dönem olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalara göre 20. yüzyılın ikinci yarısında alkol ve madde kullanımı hem dünyada geniş bir coğrafyaya yayılmış hem de yaşam kültürünü doğrudan etkilemesi nedeniyle geniş bir popülasyona ulaşmıştır.  1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri Hukuk departmanı bir rapor yayınlamıştır. Rapora göre dünya ülkelerinde uyuşturucuya başlama yaşı 13-14 civarındadır ( 10 ). Ülkemizde ve Dünya’da son dönemde yapılan çalışmalar başlama yaşının bundan daha küçük yaşlara inmiş ve kullanılan madde yalpazesi daha da genişlemiştir. Mesela Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği’nce yapılan çalışmada İstanbul’un 15 ilçesindeki 43 okulda, 104 sınıfta eğitim gören 3 bin 168 lise-2 öğrencisi araştırılmıştır. Buna göre:

  • Tütün kullanımının 2004 yılında 2001’e göre yüzde 72. 7, alkol kullanımının da yüzde 17. 6 oranında düştüğü, esrar kullanımının ise 2001 yılına göre yüzde 75 artış gösterdiği,
  • Uçucu madde kullanımının yüzde 40. 5, yeşil reçete ile satılan yatıştırıcı hap kullanımının yüzde 15. 8, uyuşturucu hap kullanımının yüzde 184. 6, sentetik hap kullanımının yüzde 287. 5, eroin kullanımının yüzde 100 artış gösterdiği,
  • Madde kullanımının erkeklerde kızlara göre daha yaygın olduğunu ancak son yıllarda kızlarda da artış kaydedildiği,
  • En kolay bulunabilen zararlı maddenin 2001’de uçucu maddeler iken, 2004’te esrar olduğunu, bulunabilirliği en fazla olan maddenin de sentetik hap olan ‘Ecstasy’ olduğu kaydedilmiştir.

Küçük açılımlar şeklinde incelenecek olursa özellikle genç insanların bağımlılık kavramı ile nasıl ve nerede karşılaştıkları, nasıl bağımlı oldukları ve kurtulma yolları basit biçimde şöylece ortaya konabilir.

BAĞIMLILIK SÜREÇLERİ NASIL BİR GELİŞİM GÖSTERİR?
Günümüz dünyasında alkol, madde ve diğer bağımlılıklar din, dil, ırk farkı gözetmeksizin hızla yayılmaktadır. Artık bağımlılık hem birey hem de toplum düzeyinde büyük yıkımlara yol açan bir insanlık sorunudur. İnsan iletişimde bulunduğu her nesneye bağımlı olabilmektedir. Anne-baba, sevgili, eş, çocuk gibi bir insana, cep telefonu, bilgisayar, araba, internet gibi bir teknolojik araca, alkol, madde, ilaç gibi bir kimyasal maddeye, kumar, kadın, seks gibi zevk unsurlarına bağımlı olabilmektedir. Sonuç itibariyle hangi tür bağımlılık söz konusu olursa olsun birey bir dış unsura aşırı derecede ihtiyaç duyar ve onsuz yapamayacağına inanır. Bağımlı olduğu nesnenin ve olgunun iç dünyasında boşluğunu hissettiği bir duyguyu karşılayacağını, bir yetersizliği ya da sıkıntıyı gidereceğini düşünür. Ayrıca gerçek hayatta başa çıkamayacağını düşündüğü sorunlardan da bu yolla kaçmaya ve kurtulmaya çalışır. İnsandaki duyguları anacak insani duygular doyurabilir. Hiçbir nesne veya olgu duyguları karşılamaya yetemez. Eğer duygular bir nesne veya olguyla doyurulmaya çalışılırsa dipsiz bir kuyu misali duygusal boşluk gitgide derinleşir ve bağımlılık oluşur.
Tıbbi manada ise bağımlılık; biyolojik, psikolojik, sosyal, zihinsel ve davranışsal boyutları olan bir rahatsızlıktır. Bağımlılık tedavi edilebilen, ama bağımlılığa yol açan boşluk doldurulmadıkça, sebepler ortadan kaldırılmadıkça nüks eden bir rahatsızlıktır. Bağımlılığın gelişimi; maddenin kullanım süresine, kullananın kişilik özelliklerine, ruh durumuna, beyin gücüne ve alınan maddenin cinsine göre değişir. Her maddenin bağımlılık potansiyeli farklıdır.

BAĞIMLILIĞA YATKIN KİŞİLİKLER
Madde bağımlılarının anti-sosyal veya sınır kişilik yapısında olduğuna dair bir yanlış inanç söz konusudur. Araştırmalar da bu yanlışı ortaya koyar mahiyettedir. Araştırmalara göre alkol bağımlılarında anti-sosyal kişilik veya anti-sosyal davranış oranı %30 civarındadır. Klinik tecrübelerimize göre bağımlılık yaşayan bireylerde takıntılı (obsesif) kişilik çok daha yaygındır. Mükemmelliyetçi, titiz, ‘ya hep ya hiç’ modunda yaşayan, aşırı kontrolcü, detaycı kişiliklerde bağımlılık riski daha yüksek. Yaşanan üzücü ve örseleyici olaylar sonrasında sıkıntıları gidermek için alkol ve maddeye baş vurma yaygın bir davranıştır. Bu tip kişiliklerde bu davranış daha çok görülüyor ve genellikle ‘hep’ modelinin kurbanı oluyorlar. Orta karar içme veya sosyal içicilik düzeyinden çok kısa bir süre sonra şişenin dibini getirir hale gelirler. Bağımlı, çekingen kişiliklerde ve sosyal fobikler de toplum içinde cesaretli olabilmek için alkol ve maddeye başvurabiliyorlar. Nitekim sosyal fobide görülen en sık ikinci psikiyatrik bozukluk alkol ve madde bağımlılığıdır. Şizofreni hastaları, depresyonlular, kaygı bozukluğu olanlar da sıkıntıyı azaltmak için alkol alabiliyor ve potansiyel bağımlı durumuna gelebiliyorlar.

BAĞIMLILARIN ORTAK NOKTALARI

  • Hayatlarının bir döneminde travma olması
  • Madde kullanımı mutlaka bir olayla başlıyor ve genellikle de bir ayrılık öyküsü oluyor
  • Hemen hepsi madde ve alkol kullanımı öncesinde çok başarılı insanlar, işlerini çok iyi yapan, saygın ve mükemmelliyetçi insanlar
  • Hepsinde kontrolsüz cinsel yaşantılar var (madde alımı sırasında)
  • Normalde herkes iradesiyle davranır ve orta noktayı bulur ama onlar yapmakla yapmamak arasında karar vermek yerine ya hep ya hiç diye yaşayan insanlar ve her iki ucu da yaşayabilirler.
  • Herşeyi uçlarda yaşıyorlar

 BAĞIMLILIK TIBBİ BİR DURUMDUR

Geçen hafta Merve’nin hazin bir şekilde uyuşturucudan ölmesiyle bir uyuşturucu gündemi oluştu. Bu konuyla ilgili yazıları, konuşulanları ve tartışma programlarını izledim. Ancak gördüm ki kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Herkes birilerinin ne yapması gerektiğiyle ilgileniyor. Olan tabi ki uyuşturucu bağımlısı gençlere oluyor. Kabul edelim bu konuda toplum olarak yeterli bir bilinç düzeyine sahip değiliz. Gerek toplum gerekse sağlık çalışanlarında uyuşturucu bağımlılarına yönelik gizli bir damgalama söz konusu. Toplum bağımlılığı bir ahlaki bozukluk, sağlık çalışanlarının büyük bir kısmı da iyileşme ihtimali çok zayıf bir rahatsızlık olarak görüyorlar. Aileler “bizi yeterince bilinçlendirmediler, çocuğumuzun bağımlı olduğunu nasıl anlayabiliriz ki” diye yakınıyorlar. İşte bu konuda bilmeniz gerekenler:

  1. Uyuşturucu bağımlılığının ahlaki değil tıbbi bir durum olduğunu bilmelisiniz
  2. Uyuşturucu bağımlılığında en önemli ihtiyaç sosyal destek ve sahiplenmedir
  3. “Benim çocuğum yapmaz” demeyiniz. Biliniz ki uyuşturucu dil, din, ırk, etnisite, kültür, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek, sosyoekonomik durum farkı gözetmez.
  4. Çocuğunuz sizinle eskisi gibi temas kurmuyorsa, gece geç gelmeleri sıklaştıysa, evin kurallarını ihlal etmeye başladıysa, öfkeli ve fevriyse, dersleri bozulduysa, okuldan sıkça şikâyet geliyorsa, davranışları pervasızlaştıysa, zayıfladıysa ve bitkin görünüyorsa, mutsuzsa, kötü arkadaş edinmeye başladıysa, gizli telefon görüşmeleri sonrasında dışarı çıkıyorsa, dalgın ve unutkansa mutlaka şüpheleniniz.
  5. Uyuşturucunun sadece damardan değil, vücudun birçok bölgesinden alınabildiğini unutmamak gerekir. Sadece kol muayenesiyle uyuşturucu tespiti yapılamaz. Sık sık burnunu çekiyorsa, gözleri kızarıyor ve yaşarıyorsa, bir rahatsızlık olmadığı halde çantasında göz damlası taşıyorsa şüphelenmenizi gerekir.
  6. Uyuşturucuyla mücadelede ilk adım çok önemlidir. Uyuşturucu bağımlısı bireylerin bağımlı olduklarını kolayca kabul edeceklerini beklemeyiniz. Eğer çocuğunuzun kullandığından şüpheleniyorsanız veya kullandığını kesin bir şekilde tespit ettiyseniz vakit geçirmeksizin bir psikiyatri uzmanına başvurunuz. Çocuğunuzu tedavi olmaya ikna etmenin yollarını ve tedavi aşamalarını öğreniniz ve kesinlikle bir uzmanla birlikte hareket ediniz.

BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER
Ergen ya da yetişkin bir bireyin beyin, beden ve ruh sağlığını tehdit eden bir etmen olarak bağımlılık kavramını incelerken genel olarak bağımlılık yapan maddelerin neler oldukları, nasıl sınıflandırıldıkları, yapıları ve etkilerinden bahsetmek bilgilendirme adına doğru bir adım olacaktır.

Bağımlılık yapan maddeler
Tütün
Alkol
Esrar
Antikolinerjikler
Atropin, Biperiden
Opioidler
Doğal: Morfin, kodein
Yarı sentetik: Eroin
Sentetik: Metadon, Meperidin
Sedatif hipnotikler
Diazepam, Clonazepam, Lorazepam, Flunitrazepam, Barbitürat, Meprobamat, Fenprobamat
Halüsinojenler
LSD, Fensiklidin (Melek Tozu), Ecstasy, Meskalin
Uyarıcılar (Stimulanlar)
Kokain, Amfetamin, Kafein, Efedrin
Uçucular ( Benzol, Toluen ,Tiner, Bali ve türevleri )

BAĞIMLILIKTA TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
Alkol ve madde kullanım bozuklukları psikiyatri dünyasında hekimin çaresiz kaldığı ve sınırlı imkanlara sahip olduğu hissini veren bozukluklardır. Bu kategoride yer alan kişiler genellikle tedavi edilemeyecek derecede kişiliği bozuk bireyler olarak algılanırlar. Hatta sağlıkçıların arasında bile bu kişiler için gizli bir damgalama yaklaşımı vardır. “Madde kullanım bozuklukları zaten tedavi edilemeyen bozukluklardır, madde alan kişiler genellikle problemli olduklarından uyumları da bozuktur. Dolayısıyla bir şeyler yapmaya çalışalım, ama pek sonuç alınabileceğini sanmıyorum” düşünceleri birçok defa zihinlerden geçmektedir. Hâlbuki iflah olmaz diye nitelendirilen kişilik bozuklukları madde kullananların sadece yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Geri kalan yüzde 70’lik kesim tedavi potansiyeli olan kişilerdir. Bu bilginin ihmal edildiği bu yaklaşım tarzı, haliyle tedavi başarısını olumsuz yönde etkilemekte ve daha yolun başında ümitsizliği körüklemekte, madde kullanım bozukluklarının tedavisinde en önemli etken olan cesareti baltalamaktadır. Madde tedavisinin birinci kuralı hekimin hastasını iyileştireceğine inanması, hastasına inanması, hastanın da hekimine ve iyileşeceğine inanmasıdır.
Tedavide başköşeyi tutan bu duygusal birlik aşamasını başarıyla geçtikten sonra maddeyle somut mücadele başlamaktadır.

Bütün bu bilgilerin ışığında şunu söyleyebiliriz ki alkol, madde kullanımı ve bağımlılık sorunu insanı hem fiziki hem ruhsal hem de sosyal anlamda iflasa sürükleyen ve insan ırkını en çok tehdit eden düşmanların başında gelmektedir. Hangi nedenle olursa olsun bağımlı duruma gelmiş bir insan yaşam kalitesini kaybeder. Yaşamı üretmekten çok bağımlı olduğu maddeye ulaşma ekseninde kaybolur gider. Duyarsızlaşır ve paylaşma, dayanışma gibi hasletlerini kaybeder. Unutulmamalıdır ki hiçbir bağımlılık tedavisi bağımlıya rağmen başarılı olmaz. Bu yüzden böylesi hassas bir konuda hekimden aileye, okuldan terapiste hatta eğlence yeri sahibine kısacası bütün toplumun duyarlılığına ve bütünlüğüne ihtiyaç vardır. Bağımlılığın en kesin çözümü hiç bağlanmamak ve bağlanmayı engelleyici önlemleri almaktır.  Son söz olarak özellikle sokak çocuklarının her geçen gün madde bağımlılığının pençesine düşmekte olduklarını unutmayıp geleceğimizi tehdit eden bu sorunla hep birlikte savaşmamız gerektiğini hatırlatalım. Çünkü bütün ergenler ve özellikle de sokak çocukları yaşam koşulları ve kontrol edilemezlikleri (otorite eksikliği/yoksunluğu) nedeniyle bağımlı olma konusunda çok büyük risk altındadır. Henüz çocukluk ya da ergenlik çağında oldukları için akranları gibi başkalarından etkilenmeye çok açıktırlar. Bu nedenle art niyetli kişilerin türlü stratejilerine kurban olabilecek potansiyel hedefler durumundadırlar. Sivil toplum örgütleri, valilikler, emniyet güçleri ve diğer ilgili kuruluşların bağımlılığın rehabilitasyonu ve bağımlıların topluma kazandırılması ile ilgili övgüye değer çalışmaları sürmektedir. Ancak kaynak yetersizliği ve çeşitli sosyo-ekonomik nedenler yüzünden sorun henüz tam bir çözüme ulaşmış görünmüyor. Bu konuda kaçınılmaz olarak topyekün bir çabaya ve bu çaba için yine topyekün bir eğitime ihtiyacımız vardır.

BAĞIMLILIK TEDAVİSİNDE GENEL PRENSİPLER
Tedavileri tekrar özet olarak değerlendirmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz?
Alkol madde bağımlılığında tedavinin üç ayağı var. Birincisi geleneksel tedavi bünyesinde biyolojik yaklaşım, devamında psikolojik ve sosyal terapiler var. Madde bağımlılığına beynin bir hastalığı olarak baktığımız için biyolojik tedaviyi daha çok önemsiyoruz. Eskiden, ‘ilaçları verelim, terapiyi de yapalım ne olursa olur’ mantığı vardı. Terapi destekliyordu hastayı çünkü. Bunların da değeri var ama yaptığınız bir etkinliğin ne zaman, nasıl ve ne derece devreye gireceğini iyi ayarlamak gerekir. Çünkü madde tedavisinde ve diğer psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi zamanlamasında yanlışlar yapılmaktadır. Mesela bacağı kırılan bir insana kemiği kırıkken yürüme egzersizleri yaptırmak ne kadar saçmaysa ve zararlıysa bir insanın beynindeki biyokimyasal ve fonksiyonal sorunu çözmeden davranışçı mahiyette terapiler uygulamak o derece saçma ve zararlıdır. Bacağı kırılan bir insanı yürümeye zorlamanın yeni bir kırık riskini ve mevcut kırığın büyüme riskini artıracağını düşünürsek, beyin biyokimyası bozuk birine yapmakta zorlandığı davranışçı ve bilişsel yönlendirmelerin yapılması psikiyatrik durumu kötüleştirecek, kişinin özgüvenini ve iyileşme inancını sekteye uğratacaktır. O nedenle terapi mutlaka yapılmalı, ama zamanlaması iyi belirlenlenmelidir. Alkol ve madde alanında çalışmaya başladıktan sonra hekim olarak kendime ‘ilaçları verdiğimiz, terapi yaptığımız halde neden madde tedavisindeki başarımız düşük” sorusunu çok sordum. Geleneksel yaklaşımdaki eksikliklerimizi tespit etmeye çalıştım. Sonuçta iki önemli eksikliğin olduğunu gördüm. Birincisi biyolojik tedavi ayağının yetersiz olmasıydı. Biyolojik tedavi ilaç tedavisinden ibaret görülüyordu. İkincisi yapılandırılmış bir terapi programına başlama zamanının iyi belirlenememiş olmasıydı. Bu iki eksikliği nasıl gideririz sorusunu cevaplamaya çalıştık ve bir tedavi protokolü hazırladık. Protokolün ilk aşamasında kişinin beyin fonksiyonlarını ve yapısal durumunu değerlendiriyoruz. Bunun için kantitatif EEG ve nöropsikolojik test değerlendirmesi yapıyoruz. Bu tetkikler madde bağımlısının beyin kondisyonunu ortaya koyma açısından bize değerli bilgiler veriyorlar. Biz bu değerleri takipte kriter olarak kullanıyoruz. İleri derecede fonksiyon bozuklukları tespit edilenlerin beyin MR’ını da görüyoruz. Çünkü özellikle alkol bağımlısı olan bireylerde beynin ön bölgelerinde, hipokampus adı verilen bellek alanlarında volüm kayıplarına sıklıkla rastlanmaktadır. Bu, çalışacağımız programı belirlemek açısından da önem arz etmektedir. Alkol ve madde insanların muhakeme, anlama, kavrama, karar verme ve zekayı kullanma becerilerini geriletir. Ayrıca dürtü kontrolü de bozulmakta, kişi iradesini kullanamaz hale gelmektedir. Bu tespitlerin ışığında öncelikle kimyasal destekle biyolojik tedaviye geçiyoruz. Fonksiyon kayıplarını giderecek antidepresan, duygudurum düzenleyici, sıkıntıyı azaltıcı, dürtü kontrolüne yardımcı ve düşünce bozukluklarını düzeltici ilaçlar başlıyoruz. Fonksiyon kaybı ve özellikle beyninde volüm kaybı bulunan hastalara “beyin kondisyon çalışması” adını verdiğimiz bir uygulamayı ilaca ilaveten başlatıyoruz. Dünyada “frontal rehabilitasyon” diye de adlandırılan bu yöntemde, bilgisayarlı modüller yardımıyla belli seviyeleri içeren dikkat, konsantrasyon, anlama, algılama ve muhakeme çalışmaları yapılmaktadır. Sıfırdan 25’e kadar seviyelendirmenin yapıldığı bu çalışmada her bir üst seviyeye geçiş bize hastanın beyninin güçlendiği, kondisyonunun arttığı bilgisini vermektedir. Bazı hastalar günlerce aynı sevyede kalıp bir zaman sonra hızla yüksek seviyelre çıkmakta, bazıları da çok kısa sürede yüksek performans gösterebilmektedir. Bunu ben bir sporcunun ağırlık çalışmasına benzetiyorum. Sporcular bir ağırlıkla başlarlar ve kasları güçlendikçe bir üst ağırlığa geçerler. Sonuçta istenilen ağırlığa, kas gücüne ve kondisyona kavuşmuş olurlar. İşte “beyin kondisyon çalışması” beyni istenilen kapasiteye getirmek için planlanmakta, kondisyonu artan beynin muhakemesinin, algılamasının, dikkat ve konsantrasyonunun ve belleğinin güçleneceği prensibine göre çalışmaktadır. Ayrıca kaygıyı azaltmaya yönelik “neurobioofeedback” yani”sinirsel ve bedensel geribildirim” yöntemi de ihtiyaca göre devraya sokulabilmektedir. Bu yöntem de kişinin sıkıntı anındayken bedenindeki değişimleri görmesine ve bunları azaltacak manevraları görerek yapmasına imkan tanımaktadır.
Hasta belli bir kimyasal destek ve kondisyon aşamasına geldikten sonra yapılandırılmış terapi yöntemlerine geçiyoruz. Bilişsel ve davranışçı terapiler, sosyal düzenleme, aile eğitimi gibi programlarla tedaviye devam ediyoruz. Bu uygulamaları genellikle bir klinik ortamında başlatıyoruz ve sonra dışarıda yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz.
Özetlersek 15-20 günlük bir temizlenme, tıbbi destek ve ilaç düzenlemesi periyodundan sonra çıktıktan sonra beyin kondisyon çalışmasına başlıyoruz. Bunun için çıkıştan sonraki ilk 15 gün hergün, 2. 15 gün haftada 3 gün, 3. 15 gün haftada 2 gün, sonra haftada bir, 2 haftada bir, ayda bir şeklinde programı devam ettiriyoruz. Gerekirse 3 veya 6 ayda bir beyin fonksiyon testlerini tekrar ederek hastanın tedavide ne aşamaya geldiğini gözleyebiliyoruz.
Nükslerin en sık yaşandığı zaman hastane sonrası ilk üç aydır. Bu aylarda aileyle yoğun bir iş birliği içine giriyoruz, gerekirse hastanın 24 saat gözetim altında tutulmasını sağlıyoruz. Bunun için imkanı olan hastalar güvenlik şirketlerinden eleman bularak bunu yapıyor, olmayanlar da çok yakın akrabalarında birinin yardımına başvuruyorlar. Bu kişi hastanın yoksunluk dönemlerinde kaçmasına, tedavi müdahalesinin derhal yapılmasına yardımcı oluyor. Maddeyle mücadele büyük bir iştir. Bunu başaranlar emin olun büyük bir savaşı kazanmış oluyorlar.

BAĞIMLILIKTA İLAÇ TEDAVİSİ
Hem fiziksel hem de psikiyatrik tedaviyi kapsar. Madde kullanım bozukluğu olanlarda fiziksel hastalık gelişme riski yüksektir. Mesela kokain ve ekstazi gibi sempatik sistemi aktive eden maddeler kalp ve beyin damar hastalıkları, hipertansiyon riskini artırmakta, hatta yüksek doz alımlarda beyin kanaması ve kalp krizine sebep olabilmektedirler. Alkolün ise karaciğer fonksiyonlarını bozduğu ve karaciğer yetmezliğine sebep olduğu herkesçe bilinen bir durumdur. Haliyle bu tür maddeleri kullanan kişilerde kalp elektrosu, nabız-tansiyon takibi, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri yapılır ve gerekiyorsa ilaç tedavisi başlanır. Eğer yoksunluk belirtileri varsa, kişinin damar yolu açılır, serum ve vitamin takviyesi yapılır. Mesela alkol kesilmesine bağlı deliryum tremens tablosunda kişinin bilincinde oynamalar, hayati fonksiyonlarında tehlikeler görülür. Bu dönemde damar yolunun açılması, solunum desteğinde bulunulması ve özellikle B1 vitamini (tiamin) takviyesi hayat kurtarıcıdır. Eğer B1 vitamini vermekte gecikilirse alkole bağlı kalıcı bunama tablosu gelişebilmektedir. Bu acil girişimle birlikte hastanın psikiyatrik ilaç tedavisi de düzenlenir. Psikiyatrik ilaçlarla kişilinin rahatlaması, sıkıntısının azaltılması, madde alma isteğinin giderilmesi ve madde kullanımı sonrası oluşan depresyon, kaygı bozukluğu, panik, paranoya, uykusuzluk, iştahsızlık gibi durumların ortadan kaldırılması hedeflenir. Antidepresanlar, kaygı giderici ilaçlar, bağımlılığa sebep olan düşünce sistemine etkili ilaçlar biyolojik tedavinde mutlaka olmalıdır.

Kişilerin psikiyatrik ve tıbbi değerlendirilmeleri ve tedavilerinin düzenlenmesinin ardından psikolojik ve sosyal desteğe yönelik terapi programlarına geçilir.  


BAĞIMLILIK TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK DESTEK PROGRAMLARI

Bilişsel terapiler: Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde bir zaman sonra adeta maddenin yarattığı bir kişilik oluşur. Sanki kişinin kendisi gitmiş ve madde kullanan yeni bir kişilik hâkim konuma geçmiştir. Bunun sonucunda kişinin bilişsel algıları bozulmakta, hayata bakış, mutlu olma ve zevk alma duyguları değişmektedir. Sanki madde almadan mutlu olamayacakları, madde sayesinde mutlu olabildikleri, zevk alma unsuru olarak yalnızca maddenin olduğu, maddenin çalışmasını ve günlük aktivitelerini düzenlediği gibi yanlış düşünce kalıpları gelişir. Bu yanlış inanışlardan dolayıdır ki madde kullanan insanlar kendilerini ölümün eşiğine getiren şey madde olduğu halde onu bırakmak istemez, hatta faydalı olduğunu savunacak kadar içgörüsüz bir hale gelir. Bazen de defalarca bırakıp başlamanın etkisiyle artık maddeyi bırakamayacakları şeklinde bir inanç gelişir ve bırakma konusundaki cesaretlerini iyice kaybederler. Bilişsel terapilerle kişide oluşan bu yanlış düşünce kalıpları düzeltilmeye ve içgörü kazandırılmaya çalışılır.

b. Davranışçı terapiler: Madde kullanan kişiler bırakma aşamasında özellikle yoksunluk dönemlerinde dayanamayıp istemeyerek de olsa tekrar madde alırlar. Buna sebep aşerme dediğimiz yoğun madde alım isteğidir. Bu isteğin ilaçlarla azaltılmasına, kişinin bu dönemde kendisine hâkim olmasına yardımcı olunur, ancak davranışçı yaklaşımlarla da desteklenme zorunluluğu vardır. Kişinin bu dönemde maddenin yerine geçebilecek bir alana yönlendirilmesine gayret edilir ve madde almaması için ne gibi davranışların geliştirilebileceği tespit edilir.

c. Psikoteknik uygulamalar:  Neurobiofeedback (sinirsel ve bedensel geribildirim tekniği); maddenin bırakılması ilk dönemlerde aşırı bir stres ve gerginlik oluşturmaktadır. Stres anında vücutta deri direncinin artmasına bağlı olarak uyuşma ve karıncalanma, deri ısısının düşmesine bağlı olarak ellerde ayaklarda üşüme ve soğuk terleme, kaslarda kasılmaya bağlı olarak gerginlik, kasılmalar, kramplar ve baş ağrıları, kalpte hızlanmaya bağlı olarak çarpıntı ve nabızda artma, damarlarda büzüşmeye bağlı olarak kan basıncında yükselme gibi fiziksel değişiklikler oluşmaktadır. ‘Neurobiofeedback’ sinirsel ve bedensel geribildirim anlamına gelmektedir ve beyin dalgalarındaki ve bu bahsedilen fiziksel değişikliklerdeki geribildirime göre hareket eden bir yöntemdir. Kas kasılması olduysa gevşemeye, deri direnci arttıysa azaltmaya, deri ısısı azaldıysa yükseltmeye, kalp hızı arttıysa düşürmeye yönelik manevralar belirlemede ve bunları hastanın kendi başına günlük hayatta, stresli durumlarda kullanmasını sağlamada kullanılır. Bu fiziksel parametreleri normale getirmek için kullanılan kısmına ‘bio-feedback’ yani bedensel geribildirim, stres anında gelişen elektriksel beyin değişikliklerini normale getirmek için kullanılan kısmına ise ‘neuro-feedback’ yani sinirsel geribildirim adı verilir. İki yöntemin birlikte kullanıldığı şekline de ‘neurobiofeedback’ denilmektedir. Maddeyi bırakamama ve tekrar alma sebeplerinden en önemlisi bırakma döneminde ortaya çıkan sıkıntının kontrol altına alınamamasıdır. Bu durumda ortaya çıkan sıkıntı bulgularının bilgisayar ortamında azaltmaya yönelik manevralarla düzeldiğini gören kişinin hem cesaretinin artmakta hem de sıkıntısını kontrol etmeyi öğrenmektedir.

RehaCom (Kognitif Rehabilitasyon): Bu yöntem de beyin fonksiyonlarındaki bozulmalara bağlı olarak ortaya çıkan dikkat kusurlarını düzeltmede etkilidir. Bir manada bozulmuş dikkatin yeniden eğitilmesi ve yeniden geliştirilmesi için hazırlanmış bir yöntemdir. Madde kullanım bozukluklarında, madde kullanımı ile ilgili olaylara, nesnelere, ortamlara, isimlere karşı bir dikkat artışı olur. Kişi bir türlü dikkatini maddeden alamaz. Maddeye yoğunlaşma ve maddeyle aşırı uğraş kişiyi maddeye yönlendirir. Sonuçta başarısız bırakma girişimleri söz konusu olur. Bu meyanda RehaCom çok etkili olmakta ve kişinin dikkatini olması gereken nötr hale getirmeye çalışır. Madde düşüncesiyle kirlenmiş dikkati bir manada temizler ve dikkati madde harici alanlara yönlendirebilme becerisini geliştirir. Bu psikoteknik uygulamaları hızla madde tedavisinde yerini almaya başlamıştır. ABD ve Avrupa’da yıllardır uygulanmaktadırlar. Beyin rehabilitasyon programları diyoruz buna. Maddenin beyinde yarattığı biyolojik etkiyi gidermektir  buradaki amaç. Bir bağımlılık türü beyinde özellikle dikkat şebekelerinde disfonksiyona neden olur. Gereğinden fazla uyarılan ya da uyarılması gerekirken inhibe edilen beyin ritmini yitirir ve yorulur. Madde aldığımız durumda, maddenin etken maddesine göre beynimizdeki etkisi de değişiyor. Nöron alışverişindeki düzeni bozuyor. Bağımlılık yaratan maddeye, mesela alkole maruz kalan sinir hücreleri hareket yeteneğini kaybeder.Sonuç olarak bioelektrik ve biokimyasal ileti düzeninde aksamalar yaşanır. Kişi kendisini anlatamaz, söyleneni anlayamaz ve giderek öfkelenir. Madde kullanan insanların öfkeliilği vardır. Biz bu sistemde orada bozulan ritmi yerine koymaya çabalıyoruz. Beyne kondisyon çalışması yaptırıyoruz.

BAĞIMLILIK TEDAVİSİNDE REHABİLİTASYON YÖNTEMLERİ

Meşguliyet terapileri (Ergoterapi): Meşguliyet terapileri boş zaman etkinlikleri olarak tanzim edilir. Yoğun madde alma düşünceleriyle meşgul olunmasını engelleme ve moral takviyesi için uygulanırlar. Kişiye uygun aktivitelerden boyama, heykelcik veya süs eşyası yapma, küçük atölye araçları sayesinde oyma ve ahşap eşya yapma gibi etkinliklerdir. Hastanede yatan bireyler için bir ergoterapi uzmanının kontrolünde her gün 1 saatlik seanslar uygulanır. Bazı ölçekler vasıtasıyla performansları ölçülür. Bu meşguliyet faaliyetlerinin hastane sonrasında da sürdürülmesi için planlar yapılır.

Sanat terapileri: Ebru, resim, heykel gibi sanatlara yatkınlığı olan bireyler bir sanat terapisti tarafından en az haftada 2 saatlik seanslara alınır. Bu seanslarla bir yandan kişinin iç dünyasında yaşadığı karmaşalar, çelişkiler, çatışmalar tespit edilirken öte yandan rehabilitasyon ve rahatlama imkanı yaratılmaya çalışılır.

— Müzikterapi (Müzikle Tedavi): Müzikal etkinlikler kişilerin maddeyi bırakamayacakları, bırakırlarsa mutlu olamayacakları şeklinde saplantılarına çok etkili olmaktadır. Madde bağımlısı kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada dans terapisinin tedavi ve rehabilitasyon açısından faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Dansın kendine güveni artırıcı etkisinin olduğu tespit edilmiş, bunun da, kişilerin maddeyle mücadelelerinde daha güçlü olmalarına fırsat verdiği düşünülmüştür. 1983 yılında yapılan bir diğer çalışmayla, müzikle tedavinin bağımlılıkla yüzleşme, tahammül etme, içe çekilme ve yetersizlik korkusunda azalma, uyumlulukta artma için bir çözüm yolu sunduğu ortaya koyulmuştur.

Madde bağımlılarında bir diğer önemli konu olan motivasyonun ve tedaviye uyumun sıklıkla tehlikeye girmesidir. Uzun bir süreç olan madde tedavisinde zaman içinde kişide bireysel terapi, grup terapisi, ilaç ve yeni bir çevrede bulunma girişimlerine karşı direnci gelişmektedir. Bu direnç dönemlerini başarıyla atlatabilen kişiler maddeyi bırakmaya muvaffak olabilmektedirler. İşte müzikle tedavi, bu durumlarda güçlü bir tedavi yaklaşımı olabilmektedir. 1992 yılında Heany adlı araştırmacının yaptığı bir çalışma göstermiştir ki, madde bağımlılığında müzik ve sanat terapisi yaklaşımları, bireysel terapi, grup terapisi, ilaç ve yeni bir çevrede bulunma gibi diğer girişimlerinden daha zevkli ve bir o kadar da etkili bulunmuştur. Ayrıca bu tedavi yöntemlerine devam edilmesinin motivasyonu artırıcı olduğu belirlenmiştir. Bu türden aktivitelerin alkol içme davranışını da etkilediği ve alkol tüketimini %30 azalttığı gözlenmiştir.
1970 yılındaki yapılan bir çalışmada, LSD tedavisinde müziğin etkisi incelenmiş ve özellikle dinî müzik, aşk türküleri, romantik şarkılar gibi bilinen ve kişinin kültürüne yakın müziklerin dinletilmesi çok etkili bulunmuştur.

Alkol ve madde tedavisinden sonraki nükslerin önlenmesinde müzikle tedavi etkili bir yöntem mi?
Madde bağımlılığında en önemli konu tekrar madde alımının, yani nükslerin çok sık olmasıdır. Tedavi edilebilen kişiler bile birçok tekrarlamadan sonra maddeyi bırakabilmişlerdir. Nükslerde en önemli etkenler; kişinin maddeyle karşılaşmadan önce yeterince hazırlıklı olamaması, yoğunlaşamaması, bu durumlarda neler yapabileceği konusunda iyi eğitilmemiş olması ve gerekli sosyal düzenlemenin yapılamamış olmasıdır. Müzikle tedavi sonrasında beceriler ve destek artırılabilmekte ve kendine güven geliştirilebilmektedir. Böylece madde ile karşılaşıldığında ortaya çıkacak zorlukların giderilmesi için, çok yönlü ve uyum sağlayıcı bir tedavi imkânı sağlanmaktadır. Müzikle tedavi, madde kullanımı için uygulanan hastane tedavisi ve rehabilitasyon programının ardından, kişinin bir daha madde alımını engellemek için günlük hayata başarılı ve sakin bir şekilde geçişine fırsat tanımaktadır.

Madde bağımlıları genellikle toplumda istenmeyen, ilişkiye girmekten kaçınılan insanlardır. Kendi aileleri, akrabaları, yakın çevreleri, arkadaşları tarafından dışlanmaya maruz kalan, hatta korkulan insanlardır. Madde bağımlılığı öncesinde çok saygın olan, itibar gören kişi; bağımlılık sonrası ailedeki küçük çocukların bile dalga geçtiği, önemsemediği bir insan haline gelebilir. Bu durum kişinin toplumdan uzak kalmasına, yalnızlığa itilmesine, özsaygısının ve kendilik algısının azalmasına sebep olmaktadır. Sonuçta bir yandan toplumun tecrit etmesi, öte yandan yalnızlığın tercih edilmesi kişiyi hızla maddeye itmekte; haliyle onu, madde bağımlılığından kurtulmada çok önemli olan sosyal destekten mahrum bırakmaktadır. Müzik bu hastalarda sözel olmayan iletişimi ve paylaşım duygusunu artırır. Nitekim alkolizm tedavi merkezinde bir müzik aleti eşliğinde şarkı söylemenin tedavideki etkinliği incelenmiş ve içe kapanmış alkoliklerde grup etkinliğine katılımın arttığı tespit edilmiştir.

Madde bağımlılığı tedavisi gören insanların tedavi kürü sonrasında yalnız kalmaları boşluk duygularını artırıp maddeye dönmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden bağımlının tedavi sonrası süreçte yalnız kalmasına, sıkıntı yaşamasına fırsat verilmemeli ve bunun için gerekli etkinlikler düzenlenmelidir. Bu meyanda oluşturulan korolar, müzik aleti eğitim grupları çok etkili olmaktadır. Müzik stresi azaltma etkisinin yanında, sosyal çevre değişikliği için de fırsat oluşturmaktadır.

Alkoliklerde müzikle tedavinin; var oluşsal ve duygusal açıdan kendini ifade etme, kendine güven ve iletişim üzerindeki etkilerini inceleyen bir çalışmada; müzikle tedavi seanslarının kişilere bir maddeye ihtiyaç duymaksızın duygularıyla başa çıkma yollarını öğrettiği gözlenmiştir. Yapılan bir çalışmada bağımlıların %75’inde müzikle tedavinin iyileşme için uygun bir tedavi aracı olduğu tespit edilmiştir. Mutluluk, sevinç ve zevk alma duyguları artarken, suçluluk, üzüntü, itimatsızlık duyguları azalmıştır (Jones 1998).

Müzikle tedavi ve müzik, bağımlı kişilerin duygularına ulaşmada ve onları açığa çıkarmada etkilidir
Bir müzik çalışmasına ritim aletleriyle eşlik etmek, ifade edilen duyguların yoğunluğunu artırmaktadır. Sanatın ve müziğin kullanıldığı aktivitelerde, diğer terapi yöntemlerinden daha çok duygusal yoğunluk yaşanır ve daha çok duygu şekillendirilir. Madde kullanım sorunu olan kişilerin iç dünyalarının derinliklerinde, ifade edilemeyen ruhsal acıların ve ihtiyaçların olması söz konusudur. Müzikle tedavi bunları yüzeye çıkarmada ve uygun bir şekilde müdahale etmede çok başarılı olmuştur. Özellikle şarkı yazma ve şiir yorumlama, seanslar esnasında kişilerin duygularını ortaya çıkarmada başarılı bulunmuştur.

Şarkı yazma veya şiir yorumlama etkinlikleri, sosyal iletişimi artırmakta, kişinin özgüvenini geliştirmektedir. Ergenlerde uyuşturucu kullanımına yatkınlığı artıran sebepler arasında, yeterince bilgi sahibi olmamak yatmaktadır. Bilgilendirmenin, eğitmenin, bilinçlendirmenin madde kullanımını azalttığı bilinmektedir. Madde kullanımı olan ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada, alınan maddeyle ilgili şarkılar seçilmiş, kaydedilmiş ve sözleri yazılmış. Sonra bu şarkılar, ergenlere dinletilmiş, yazdırılmış; şiirler de yorumlatılmış. Bu sayede, ergenlerin maddelerle ilgili konuları anlamalarına yardımcı olunmuş ve kontrol kaybı, fiziksel yıkım, bağımlılık artışı gibi sorunların farkına varmaları sağlanmıştır. Müzikle tedavi sayesinde, ergenler günlük stresle başa çıkmanın alternatif yollarını öğrenmişler ve uyuşturucu konusunda bilinçlenmişlerdir. Gevşeme eğitimi, şiir yorumlama ve şarkı yazma gibi müzikle tedavi girişimleri duygudurumu olumlu şekilde etkiledikleri gibi zihinsel performansı da artırmaktadır.

Madde bağımlılarında maddenin bırakıldığı aşamalarda en önemli problemin, aşırı içme duygusunun yarattığı kaygı ve sıkıntılar olduğundan bahsetmiştik. Müzikle tedavide uygulanan hayal kurma ve gevşeme teknikleri, madde bağımlısı olan kişilerde hem kısa vadede hem de uzun vadede algılanan stresi ve bunaltıyı azaltmakta etkilidir. Stresin ve sıkıntının azaltılması, maddeyi bırakmadaki başarıyı etkileyen en önemli parametredir. Eğer kişiye bu sıkıntılı devrede yardımcı olamazsanız maddeye gidişini önlemeniz neredeyse imkânsız hale gelir. Bu yüzden uzman sık sık gevşeme eğitimi vermeli ve bağımlının bunu seans harici zamanlarda da kullanmasını sağlamalıdır.

Müzikle tedavi kişinin kendilik kavramını düzeltir ki madde bağımlılarında kendine güven ileri derecede azalmıştır. Çoğunda artık işe yaramayacakları, ömürlerinin böyle geçip gideceği inancı gelişmiştir. Araştırmalarda görülmüştür ki müzikle tedavi işe yarama duygusunu yeniden uyandırmakta, unutulmuş olan birey olma idrakini yeniden oluşturmaktadır.

Madde bağımlıları kendileri ve çevreleri için bir şeyler üretebilmek için maddenin şart olduğuna inanırlar. Bu yüzden madde alabilmek maksadıyla kendilerini toplumdan geri çekerler. Madde bağımlılarında görülen sosyal geri çekilmeyi ortadan kaldırmak için şiir ve ritim içerikli doğaçlama yöntemi kullanılmıştır. Böylece katıldıkları etkinlikler sayesinde elde ettikleri kazanımların, kaybettiklerini düşündükleri şeylerden çok daha fazla olduğu kendilerine gösterilmiştir.

Yapılan çalışmalar ışığında görüyoruz ki müzikle tedavi duygusal boşluklarını maddeyle doldurmaya çalışan bağımlılar için, maddeye karşı güçlü ve etkili bir alternatif olmaktadır. Bu da tedavide başarı şansını artırmaktadır.

Hastanemizde uygun olan hastalar için haftada iki seans müzikterapi seansları tertip edilmektedir. Ayrıca her hasta için müzik saatleri oluşturulup bu saatlerde kişilerin eğlenmeleri, şarkı söylemeleri, şarkı dinlemeleri, oynamaları, dans etmeleri sağlanmaktadır.

BAĞIMLILIK TEDAVİSİNDE SOSYAL DESTEK PROGRAMLARI

Sosyal terapiler: Kişinin hastanedeki arındırma tedavisinden sonra hayatında yeni bir sayfa açması ve kendisi için güvenli ve huzur verici bir ortam oluşturulması çok önemlidir. Bunun için hastane ortamında kazandırılmış beceriler, sanat ve meşguliyet faaliyetlerinin yardımıyla boş zaman etkinliklerine yönlendirilir ve kişinin çevresine yönelik bilgilendirme ve rehabilitasyon etkinliklerine başlanır. Hasta yakınlarına madde ile mücadele seminerleri tertip edilir, grup terapileri için gruplar oluşturulur. Ayrıca belki de en önemli etkinlik olacağını düşündüğümüz ‘hastanın arkadaşlarını bilgilendirme, rehabilite etme ve gerekirse grup etkinlikleri içine dahil etme’ programı tertip edilir. Çünkü madde kullanımı beraberinde bir kültür halini almakta, ona göre bir çevre oluşmaktadır ve bu çevre yeniden içmeyi teşvik edici olmaktadır
Bu maddeler; ağız yoluyla, enjekte veya inhale edilerek alınabilirler. Alkol ve nikotin, kullanımı en yaygın olan psikoaktif maddelerdir. Marihuana ve kokain kullanımında 1993 yılından itibaren anlamlı artış gözlemlenmektedir. Alkol kötüye kullanım ve bağımlılık yaşam boyu yaygınlık oranı %13.8, madde kötüye kullanım ve yaşam boyu yaygınlık oranı ise %6.2 olarak saptanmıştır. Psikoaktif madde kullanım yaşı 6’ya kadar düşmüştür. Erkekler kadınlara oranla 2 kat daha fazla kullanım yaygınlığı göstermektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik etmenler risk oranını 3-4 kat artırmaktadır.

BAĞIMLILIK TEDAVİSİNDE TOPLUMSAL DUYARLILIK ŞARTTIR

Bütün bu bilgilerin ışığında şunu söyleyebiliriz ki alkol, madde kullanımı ve bağımlılık sorunu insanı hem fiziki hem ruhsal hem de sosyal anlamda iflasa sürükleyen ve insan ırkını en çok tehdit eden düşmanların başında gelmektedir. Hangi nedenle olursa olsun bağımlı duruma gelmiş bir insanın yaşam kalitesi düşer. Hayatı üretmekten çok bağımlı olduğu maddeye ulaşmaktan ibaret hale gelir. Duyarsızlaşır ve paylaşma, dayanışma gibi hasletlerini kaybeder. Unutulmamalıdır ki hiçbir bağımlılık tedavisi bağımlıya rağmen başarılı olmaz. Bu yüzden böylesi hassas bir konuda hekimden aileye, okuldan terapiste hatta eğlence yeri sahibine kısacası bütün toplumun duyarlılığına ve bütünlüğüne ihtiyaç vardır. Bağımlılığın en kesin çözümü hiç bağlanmamak ve bağlanmayı engelleyici önlemleri almaktır.

Son söz olarak özellikle sokak çocuklarının her geçen gün madde bağımlılığının pençesine düşmekte olduklarını unutmayıp geleceğimizi tehdit eden bu sorunla hep birlikte savaşmamız gerektiğini hatırlatalım. Çünkü bütün ergenler ve özellikle de sokak çocukları yaşam koşulları ve kontrol edilemezlikleri (otorite eksikliği/yoksunluğu) nedeniyle bağımlı olma konusunda çok büyük risk altındadır. Henüz çocukluk ya da ergenlik çağında oldukları için akranları gibi başkalarından etkilenmeye çok açıktırlar. Bu nedenle art niyetli kişilerin türlü stratejilerine kurban olabilecek potansiyel hedefler durumundadırlar. Sivil toplum örgütleri, valilikler, emniyet güçleri ve diğer ilgili kuruluşların bağımlılığın rehabilitasyonu ve bağımlıların topluma kazandırılması ile ilgili övgüye değer çalışmaları sürmektedir. Ancak kaynak yetersizliği ve çeşitli sosyo-ekonomik nedenler yüzünden sorun henüz tam bir çözüme ulaşmış görünmüyor. Bu konuda kaçınılmaz olarak topyekün bir çabaya ve bu çaba için yine topyekün bir eğitime ihtiyacımız vardır.

BAĞIMLI AŞK – SEVGİLİYE BAĞIMLILIK



İstanbul dışından gelen bir başka hastamız vardı. Çok düzgün bir insandı. Üç çocuğu vardı. Karizması sağlam bir insan diyebiliriz. İş görüşmeleri yapıyor ve sürekli olarak içiliyor o görüşmelerde, sonra alışkanlık noktasına geliniyor ve alkol vazgeçilmez oluyor. Sonra gece hayatı da başlıyor. Pavyonlara, gece klüplerine takılmaya gidiyor. Bu pavyonların birinde çalışan bir kadın a aşık oluyor. Bu durum aslında hayatına çok ters olan bir şey ama bu tutkulu aşktan kendini kurtaramıyor. Her alkol aldığında kendisini orada buluyor. Bu aile hayatını da bozuyor çünkü herşey ortaya çıkıyor. Ailevi ve sosyal itibarı zedeleniyor. Çok şiddetli bir tablo olduğundan hastaneye yatırdık. Önceleri tedaviye karşı bir direnç söz konusuydu, tamamen bırakmanın mümkün olmayacağını arada bir yine alkol alacağını, buna kimsenin engel olamayacağını söylüyordu. Biz ise aynı duruma dönebileceğini, dikkat etmesi gerektiğini söylüyorduk. 5-6 ay arada bir alkol alarak, ilişkisi, hayatı düzgün gitti fakat bir 6 ay sonra ipin ucu kaçtı. Bunun üzerine 3-4 ay bize gelemedi. Ama sonunda yine tedaviye geldi. Biz onu tekrar kabul ettik ve bunu bir yol kazası olarak niteledik. Ancak bu defa  kesin olarak programa uyması gerektiğini söyledik. Bu sefer programa harfiyen uydu. Ailesini çok ihmal ettiğininin farkına vardı, iş çevresindeki insanların kendini alkol masasında kendisini kullandıklarını gördü. Ailesiyle arası şu an çok iyi, işleri de eskisinden daha verimli geçmektedir. Şu an “alkol aldığımı unuttum” diyor.

SEKS BAĞIMLILIĞI (CİNSEL DÜRTÜ BOZUKLUĞU)
Seks yapma dürtüsüne engel olamama ve bunu gelişigüzel bir şekilde farklı kişilerle eyleme dökme olarak tanımlanan bir sorundur. “Sabah, öğlen, akşam başka bir kadınla/adamla birlikte oluyorum. Kendimi tutamıyorum.”
“Düzenli bir ilişki sürdüremiyorum. Bir ilişkiye başlasam bile başka kadınlarla/erkeklerle cinsel ilişki düşünmeden edemiyorum.”
“Adamın/Kadının çekiciliği, yakışıklılığı önemli değil.”
“Cinsellikten başka hiçbir şey düşünemiyorum.”
“Her ilişkiden sonra suçluluk duyuyorum.”
“İtibarımı, prestijimi kaybetmekten korkuyorum.”
“İlişkiye girmekten zevk almadığım halde gelişigüzel ilişkiler kuruyorum.”
Bazı kişiler sevişmek istemedikleri halde seks yapma dürtülerine engel olamamaktadırlar. Seks bağımlılığı olan kişilerin bazılarında, bu sorun öncesinde aşırı mastürbasyon, pornografik materyal ile haşır neşir olma durumları olduğu görülür. Ardından, gelişigüzel biçimde farklı kişilerle cinsel birliktelikler olmaya başlar ve bu durum giderek artan bir sıklıkta yaşanmaya başlanır. Kişi, dürtüsünü kontrol edemez ve birçok kişi ile seks yapar. Bu duruma, erkeklerde “satiriasis”, kadınlarda “nemfomani” adı verilmektedir.
Seks bağımlısı olan kişi, sürekli olarak cinsellik düşünür, kolay cinsel ilişkiye girer, cinsel davranışlarda seçici değildir. Seksten sonra büyük bir suçluluk duyabilir; kadınlarda, ilişki sonrası yoğun suçluluk hissetme erkeklere oranla daha çok olmaktadır. Bunun son olduğuna karar verir ancak kısır döngü halinde bu davranış tekrarlar. Erkeklerde hiç suçluluk hissetmeme durumu da söz konusu olabilmektedir.
Seks bağımlılığında kişi, her defasında ilk ilişkisiymiş gibi heyecan hissetmek ister, başka bedenleri arzular. Ancak cinsellikten önce ya da hemen sonra seks yaptığı kişi ile mesafeli hisseder. Birlikte olmadan önce mesafeli hissetse dahi cinsel birliktelik yaşamaktan kendini alıkoyamaz.
Seksüel aktivite öncesindeki heyecan arayışı beynindeki mutluluk hormonlarını harekete geçirdiğinden, kişi geçici bir süre mutsuzluğundan, depresyonundan kurtulmaktadır. Bu durum alışveriş, madde bağımlılığı gibi sorunlarda da kendini gösteren bir unsurdur. Ardından ise, sürekli pişmanlık duyar, pişman olmasa bile mutsuz ve depresif hisseder. Ardından, kötü hissetme halinden sıyrılmak için yine seks peşine düşer ve giderek bağımlılığın esiri haline gelir. Bu döngü ve duygusal iniş çıkışlar kişiyi intihar düşüncesine bile sürükleyebilmektedir.Seks Bağımlılığının Sıklık ve Yaygınlığı
Türkiye’de seks bağımlılığının sıklık ve yaygınlığını gösteren bir çalışması bulunmamaktadır. ABD kaynaklı çalışmalar, Amerika’da 16 milyon kadın ve erkeğin seks bağımlısı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu sorun, erkeklerde kadınlara göre dört kat daha fazla görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir. Bunun sebebinin iş dışında zevk alınabilecek imkanların olmamasından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.
Seks bağımlılığı, kendilerine hayran, kendini büyük gören kişilerde daha sık görülmektedir. Çabuk morali bozulan, duygusal iniş çıkışlar yaşayan, sıkıntıya katlanma eşiği düşük olan kişilerde ve bağımlı kişilik yapısındaki insanlarda bu sorun daha sık görülebilmektedir. Araştırmalar, yeme bozukluğu tedavisi gören kişiler de, alkol ve seks bağımlılığının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Bütün bunlardan anlaşılabileceği gibi, seks bağımlılığı aslında ciddi psikolojik sıkıntılar yaşayan insanlarda görülen semptomlardan biridir.

Seks Bağımlılığının Nedenleri



Seks bağımlılığı yaşayan kişilerin psikolojik değerlendirmeleri yapıldığında, bu soruna yol açan bazı belirleyicilerin sıklıkla karşımıza çıktığını görürüz. Bazı unsurlar direk bir şekilde bu soruna yol açarken bazıları sorunun tetiklenmesinde ve/veya sürmesinde rol oynamaktadır. Direk biçimde bu soruna yol açan nedenlerin başında, özellikle kadınlar için, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde cinsel tacize maruz kalmak gelmektedir. Erişkinlikten önce cinsel taciz yaşamış kadınlarda bu travmatik olay ya da olayların etkisi, cinsellikten soğuma, cinsel isteksizlik, vajinismus gibi cinsel işlev bozukluklarına yol açabildiği gibi, aksi istikamette bir sonuç da doğurabilmekte ve gelişigüzel cinsel ilişki kurma ve bu konuda kendini kontrol edememe durumunu da ortaya çıkarabilmektedir.
Özellikle çocuklukları cinsel tacize şiddetli ve tekrarlayan bir şekilde maruz kalmış kadınlarda, cinsel işlev bozukluklarından ziyade seks bağımlılığının ortaya çıktığını görürüz. Cinsel taciz geçmişi ile beraber çocukluğunda babası tarafından duygusal istismara ve ihmale maruz kalan kadınlarda cinsellikle ilgili sorunun seks bağımlılığı yönünde oluşma ihtimali artmaktadır.
Erkeklerde de cinsel tacize maruz kalmış olmak, erişkinlik döneminde birçok sorunla beraber seks bağımlılığına da yol açabilmektedir. Erkeklerde, çocukluk döneminde annenin çeşitli nedenlerden dolayı duygusal şiddet göstermesi ya da ihmali bu sorunun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Kadınlarda ve erkeklerde, çocuklukta yaşanan bu tür olayların travmatik etkisi depresyona neden olmakta ve depresyonu baskılamaya yarayan bir eylem olarak cinselliği kullanmak söz konusu olmaktadır. Bu sorunu yaşayan insanların neredeyse hiç biri “ben depresyondayım; bunu bastırmak ve depresif hissetmemek için seks yapıyorum” demez. Bu, otomatik bir süreçtir; diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi travmatik yaşantıların aşırı duygusal baskısı, kişiyi bu baskıdan kurtulmaya iter ve kişinin çok kısa süre için bile olsa iyi hissetmesine yol açan davranışların ortaya çıkmasına neden olur.
Seks bağımlılığına neden olan ya da bu durumu tetikleyen başka unsurlar da vardır. Bunlar, bu sorunu yaşayan insanlar da daha az rastladığımız durumlardır:
• Çevre (internet, pornografinin yaygınlığı vb. )
• Beynin temporal bölgesinde olan bir tümör
• Epilepsi gibi psikiyatrik bozukluklar

SEKS BAĞIMLILIĞI VE YAŞANAN KAYIPLAR
-İlişkilerin bozulması
-Maddi kayıpların oluşması
-İş yaşamının bozulması
-Kişinin itibarının ve prestijinin sarsılması

TEDAVİ
Bu sorunu yaşayan insanlarda, genellikle zeminde depresyon ve agresyon fazlalığı bulunduğundan ve bunların nedeni de çocukluk travmaları olduğundan, psikoterapide esas hedef travmatik etkinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu etki travma çalışması ile psikoterapide çalışıldığında zihnin aşırı bir şekilde cinsellik ile uğraşması durumu, gelişigüzel seks yapma isteği ve uygun olmayan cinsel deneyimlerin yaşanması hali ortadan kalkar. Travma çalışması yapılan EMDR yöntemi bu konuda son derece etkilidir.

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI HAYATTAN KOPARIYOR



Teknoloji bağımlılığı, insan-makine etkileşiminin bozulması sonrasında oluşan kimyasal olmayan bir davranışsal bağımlılık tipidir. Televizyon gibi pasif , bilgisayar, telefon gibi aktif şekilde olabilir.
Hızla değişen ve gelişen teknoloji, coğrafi ve kültürel mesafeleri aynı hızla ortadan kaldırmakta ve bireyden hareketle dünyanın geleceğini şekillendirmektedir. Televizyon, telefon ve bilgisayar gibi teknolojik ürünlerin hayatımızın neredeyse vaz geçilmez unsurları haline geldiği günümüzde, alışveriş çılgınlığının da etkisiyle teknoloji bağımlılığı çok önemli bir toplumsal olay haline gelmiştir. İşin ilginci “bilgiye ve hizmete hızla ulaşma” yoluyla kişisel gelişime katkı sağlayan teknoloji, kötüye kullanım sonrasında insanı insan yapan fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal değerlere zarar veren bir etkiye dönüşmektedir. Dolayısıyla teknolojiden uzaklaştırmak yerine doğru kullanımı teşvik edecek bir eğitim sistemini oluşturmak gerekir. Nitekim araştırmalar batı toplumlarında kariyer rekabeti açısından teknolojiyi iyi kullanmanın hatırı sayılır bir avantaj olduğunu göstermiştir.
Pew İnternet and American Life Project’in 2001 yılında yapmış olduğu çalışmanın sonuçları Amerika Birleşik Devletleri’nde lise çağı gençlerinin %20’sinin 5-8 yaşlarında bilgisayar kullanmaya başladıklarını ortaya koymuştur. Aynı yıl yapılan bir başka araştırma ise 12-17 yaş aralığında yaklaşık olarak 17 milyon gencin internet kullanmakta olduğunu ve interneti hayatlarının önemli bir parçası olarak nitelendirdiklerini ortaya koymuştur. Aynı araştırmanın bir diğer sonucu da ABD’deki ebeveynlerin %55’inin çocuklarının ilerideki yaşamlarında başarılı olabilmeleri için bilgisayar ve internet kullanımını bilmelerinin şart olduğunu belirtmeleridir. 1997 de Gallop’un yaptığı bir araştırmaya göre ise 13-17 yaş arası gençlerde cinsiyetlere göre kıyaslama yapıldığında erkeklerin kızlara oranla daha fazla video oyunu oynadıkları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar günümüzde teknoloji bağımlılığı riskinin arttığına işaret etmektedir.

Teknoloji Bağımlılığının Zararlı Sonuçları

  • Fiziksel gelişimi engeller, obeziteyi körükler
  • Epileptik nöbetleri tetikleyebilir
  • Özellikle hard- porn sitelere çocuk ve ergenlerin de girebiliyor olmaları cinselliğin tabi gelişimini sekteye uğratabilir. Bu, ileri yaşlarda cinsel doyumsuzluk, cinsel isteksizlik, cinsel kimlik bunalımı gibi sorunlara yol açabiliyor. Çocukların bu tür sitelerle karşılaşmaları ruhsal travma etkisiyle korkulara ve takıntılara sebep olabiliyor.
  • Teknolojik araçların yanlış kullanımı muhakeme gücünü zayıflatır, analitik düşünme yeteneğini azaltır ve beyin enerjisini tüketir
  • Bilgisayarda rutin olarak tekrarlanan işler, aynı tip oyunlar öğrenme ve bilgiyi yorumlama yeteneğini zayıflatabilir
  • Aşırı bilgisayar kullanımı sözel öğrenme gücünü engeller
  • Young’un 1996 yılında yaptığı çalışmada öğrencilerin %56’sının çalışma alışkanlıklarının azalmasına bağlı olarak akademik başarılarında düşme yaşadıkları ve geç saatlere kadar bilgisayar başında oturmanın sabah kalkmada zorlanmalara neden olduğu bildirilmiştir
  • Teknolojinin kötü kullanımı otorite, aile ve arkadaş ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. Bireysel hayatın gerçekten kopup sanala kaymasına sebep olur. Bunun sonucunda toplumdan kopmalar yaşanır.
  • Yarışma ve agresyon içerikli bilgisayar yazılımları çocuk ve gençlerin kötü sanal karakterlerle sağlıksız bir özdeşim kurmalarına yol açabilir

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI

Devamlı ve baş döndürücü bir hızla değişen ve gelişen teknoloji, coğrafi ve kültürel uzaklıkları aynı hızla ortadan kaldırmakta ve günümüz insanının gelişim portresini şekillendirmektedir. Dolayısıyla günümüz insanının teknolojiye bağımlılığı da gün geçtikçe artış göstermektedir.
Teknolojik bağımlılıklar, insan-makine etkileşimini içeren ve kimyasal olmayan (davranışsal) bağımlılıklar olarak tanımlanır. Bu bağımlılıklar pasif (televizyon) ya da aktif (bilgisayar) olabilir. Etkileşim genellikle, neden olan ya da pekiştiren özellikleri (ses ve renk efektleri, aksiyon, olay sıklığı… ) içermekte ve bu özellikler bağımlılık eğilimini artırabilmektedir.
Teknolojik bağımlılıklarda ele alınan bazı ana bileşenler şunlardır: Dikkat çekme, duygu durum değişikliği, tolerans geliştirme, geri çekilme belirtileri, çatışma ve nüksetme…
Teknoloji kullanımının kişisel gelişimde “bilgiye hızlı ulaşmak, bilgisayarla tanışmak ve kullanımını öğrenmek” gibi olumlu yönlerinin olduğuna şüphe yoktur. Ancak bunun yanında “internet ya da televizyon bağımlılığı, sosyal izolasyon, özellikle şiddet ve pornografik yayınlara ulaşabilme” gibi kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyen yönlerinin de olduğu göz ardı edilmemeli ve bu etkilerinin üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.
21. yüzyıl insanı yaşamında hızla gelişip yayıldığını söylediğimiz teknolojik enstrümanlardan kaçmak ise kesinlikle çözüm değildir. Doğru kullanımlarda gelecekte yaşayacak olan bugünün gençleri ve çocukları için de işlevsel donanımlar olacaktır. Araştırmalar göstermiştir ki batı toplumlarında kariyer rekabeti içinde teknoloji kullanımı hatırı sayılır bir avantaj olarak görülmektedir. Pew İnternet and American Life Project’in 2001 yılında yapmış olduğu çalışmanın sonuçları Amerika Birleşik Devletleri’nde lise çağı gençlerinin %20’si 5-8 yaşlarında bilgisayar kullanmaya başlamaktadır. Aynı yıl yapılan bir başka araştırma da ise 12-17 yaş aralığında yaklaşık olarak 17 milyon genç internet kullanmakta olduğu ve interneti hayatlarının önemli bir parçası olarak nitelediği sonucuna ulaşılmıştır (Lenhart, 2001). aynı araştırmanın bir diğer sonucu da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ebeveynlerin %55’i çocuklarının ilerideki yaşamlarında başarılı olabilmeleri için bilgisayar ve internet kullanımını bilmelerinin şart olduğunu belirtmeleridir. 1997 de Gallop’un yaptığı bir araştırmaya göre ise 13-17 yaş arası gençlerde cinsiyetlere göre kıyaslama yapıldığında erkeklerin kızlara oranla daha fazla video oyunu oynadıkları tespit edilmiştir. Teknoloji bağımlılığının bilgiye kolay ve hızlı ulaşmak, sanal tecrübeleri gerçek hayata aktarmanın prova alanı halinde yaşamak, öğrenirken eğlenmek eğlenirken de öğrenmek gibi olumlu etkilerinin yanı sıra ergenlik dönemi gelişim parametlerinde yarattığı olumsuz etkilere de kısaca değinmek isterim.
Fiziksel gelişime etkileri: Günümüz itibariyle yeterli düzeyde araştırma verisi bulunmamakla birlikte uzun süre monitör ya da ekran başında kalmanın obezite’nin destekleyicisi olan çevresel faktörlerden olduğu gün geçtikçe ağırlık kazanan bir görüştür. Yeterli fiziksel hareketlilik olmadığı için kalori yakımı düşük seviyede kalmakta ve kilo alımı artmaktadır. Uzun süre ekran ya da monitör karşısında olmanın bir diğer sonucu da göz sağlığında ki bozulmalardır. Yine uzun süreli oturuşların fiziksel değişimin hızlı ve yoğun olduğu ergenlik döneminde dolaşım ve omurga bozukluklarına neden olduğu düşünülmektedir. Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu önemli bir bulguda bazı bilgisayar oyunlarının epileptik nöbetleri tetiklediğidir.

Cinsel gelişime etkileri: Burada asıl önemli olan gençlerin hard porn yetişkin sitelere kolayca girebiliyor olmalarıdır. Cinselliğin hormonal yapılanmasıyla yeni tanışmış ya da bu hormonal baskıyı en şiddetli döneminde yaşayan gençlerde cinsellik algıları yanlış gelişebilmektedir. Erken yaşta detaylı cinsellikle tanışan bir genç yanlış eğilimlere yönelebilmektedir. Daha ileri yaşlarda da cinsellik adına doyum eşiğininde yanlış oluşması ise yine abartılı ya da çok basite indirgenen cinsel eğilimlere yol açmaktadır. Homoseksüalite gelişimi, bizarre ilişki modelleri, ensest ilişkilere ilgi artışı, Sado-mazoist cinsel yapılanma, Küçük yaşlarda sex içerikli oyunlara yönelme gibi sağlıklı cinsel gelişimi aksatan durumlar daha sık ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu da zaten sürekli çatışmalar yaşayan gençte işini zorlaştıracak önemli bir stresör, işlevselliği engelleyici bir parametre olarak cinsel gelişimini tamamlama sürecine katılmaktadır.

Bilişsel gelişime etkileri: Doğru kullanıldığında bilişsel gelişim bakımından son derece faydalı enstrümanlar olan teknolojik araçlar yanlış kullanımla insanın muhakeme gücünü zayıflatan, analitik düşünme yeteneğini azaltan makinelerden öteye geçemez. Beyin enerjisini yorumlama yerine sadece yorumlanmış hazır bilgiyi almaya çoğu zamanda rutin tekrarlanan işler, aynı tip oyunlar nedeniylede öğrenme ve bilgiyi yorumlama yeteneklerinde düşmeye neden olabilir. Özellikle bilgisayar sözel bilgilenme sürecinden çok görsel bilgilenme sürecine odaklı dizayn edilmiştir. Bu nedenledir ki yapılan araştırmalar ve klinik tecrübeler aşırı bilgisayar kullanımının sözel öğrenme gücünü engellediği göstermektedir. Young’un 1996 yılında yaptığı çalışmada öğrencilerin %56’sının çalışma alışkanlıklarının azalmasına bağlı olarak akademik başarılarında düşme yaşadıkları ve geç saatlere kadar bilgisayar başında oturmanın sabah kalkmada zorlanmalara neden olduğu bildirilmiştir.

Sosyal gelişim ve kişilik gelişimine etkileri: Teknoloji kullanımı gençlerin sadece fiziksel, cinsel ya da bilişsel gelişimlerini etkilemez. Otorite, aile ve arkadaşları ile olan ilişkilerini de doğrudan etkiler. Buna çarpıcı bir örnek chat arkadaşlıklarının sanal ortamdan çıkıp gerçek hayata yansımasıdır. Örneğin sosyal fobik ya da en azından kaçıngan kişilik özellikleri taşıyan bir genç rahatlıkla kaygı düzeyi çok da yükselmeden chat ortamında sosyal ilişki kurmaya başlayabilir ve bu ilişkiyi zamanla sanal dünyadan gerçeğe taşıyabilir. Burada ki risk bu ilişkinin gerçek hayata taşınmadığında başlar fobik özellikler patolojik bir hal alabilir veya genç kendisini farkında olmadan sosyal izolasyona iter. Sanal ortamların çekiciliği kaygı düzeyinin düşük ve kaçma şansının kolay olmasından kaynaklanır. Kişi normalde söyleyemeyeceği şeyleri sanal ortamda sahte bir güvenle söyleyebilir.
Bilgisayar yazılımlarının birçoğu yarışma ve agresyon içeriklidir. Bu oyunlarda çocuklar ve gençler sanal karakterlerle ilişki kurarlar ve çoğu zamanda onların yetenekleri ile özdeşim kurabilirler. Günlük hayatlarında yapamayacakları bir sürü şeyi sanal ortamda yapabildiklerini görürler. Bu nedenle içine girdikleri gerçek olmayan dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırlılıkları ayırt etmekte zorlanabilirler (Sherry ve Turkle, 1995). Eğer tercihleri de gerçek olmayan dünyadan yana olursa akranları ile, ailesi ile görüşmeyi azaltıp bu yapay dünyada yapay güçleriyle yaşamayı tercih edebilirler. Başka önemli bir noktada saldırganlıklarının artması ve şiddete karşı duyarsızlaşmaları durumudur. Sonuç olarak diyebiliriz ki bilişim teknolojisin getirdiği faydalar kadar aşırı ve hatalı kullanımları da aşılması güç zararlar doğurabilir. Hümanist tarafı ezilen insan nesli yaratıcılığını da sanal ortamda bırakabilir. Duyarsızlaşır ve paylaşma, dayanışma gibi hasletlerini kaybeder.

KUMAR BAĞIMLILIĞI



Kumar oynamayı belki de en çekici kılan yanı yaşattığı yoğun heyecan ve kuvvetli kazanabilme umudu olsa gerektir. Kendisine bağlayan neden ise bu heyecandan duyulan haz ve kaybederken bile kazanacağını umut edebilmek. Psikolojik anlamda ele aldığımızda ise kumar, ne bir hobi ne de bir oyundur. Temelde bir dürtü kontrol sorunudur. Sonuç olarak kumar bağımlısı da dürtü kontrol bozukluğu yaşayan biridir. Genç kuşak insanlarda yaşamlarında heyecana verdikleri önem ve dürtü kontrolünde yetişkinlere nazaran daha zorlanmaları nedeniyle kumar eğilimi açısından en riskli grubu teşkil etmektedirler. Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta ise gençlerin çoğunlukla büyük paralar ile masa başında zaman harcamadığı daha büyük ölçekli legal veya illegal oyunlar ya da kendi aralarındaki bahislerdir.
Günümüz gençliği için ise en büyük tehdit internet kanalı ile ulaşabildikleri illegal bahisler ya da resmi olarak oynanan ancak kontrolsüz olan bahislerdir. Bu bahisler futboldan at yarışına, tenisten basketbola tüm dünyada büyük izleyen kitlesine sahip spor aktiviteleri ile ilgili olduğu kadar siyasi tahminlerden doğa olaylarına kadar birçok gençlerin ilgili ya da ilgisiz olduğu bir yelpazeye yayılmıştır. Burada gençleri bekleyen asıl tehlike; başlarda harçlıklarından ayırdıkları küçük paralar ile oynamayı, ellerine para geçtikçe miktarı artırarak ya da paralarını birleştirerek daha büyük miktarlarda devam etmeleridir. Tabi bunun yanında heyecan arayışlarını tatmin için sorumluluklarını ertelemeleri, zamanlarının ve emeklerinin büyük kısmını bahisleri takip için ayırmaları gibi diğer bütün bağımlılıklarında tanımı içinde yer alan günlük işlevselliklerini de yitirmeleridir.
Gençleri kumar pençesine kaptırmamak adına alınabilecek önlemler ve hamleler son derece önemlidir ve fazla zaman geçirmeden de uygulamaya sokulmalıdır. Bu önlemlerin başında ise doğruya ve dürüstlüğe inancı canlı tutmaya ve verimli kaynak kullanımına dayalı eğitimlere yönelmek gerekmektedir, İlk adım olarak legal oyunların çok daha kontrollü hale getirilmesi ve illegal oyunlara ulaşmanın zorlaştırılması anlamlı bir uygulama olacaktır. Daha sonraki aşamada ise hırsın kontrolünü kazanmanın temelini oluşturduğundan hareketle emek harici kazanılanların değersizliği yönünde eğitmek ve doğru şekilde kaynak kullanımının yararlılığını görebilecekleri yaşantı ortamlarını hazırlamak hatta onlarla birlikte yaşamak gelişimleri için son derece faydalı olacaktır. Heyecan ve haz duygularının tatmini ve kazanma güdüsünün doğru gelişimi için de bireysel ya da toplu faydalanabilecekleri yetenek ve ilgilerine uygun sosyal destek programlarına dahil olabilmeleri için yönlendirmek gerekmektedir. Bunlara ise bilim proje çalışmaları, müzik, edebiyat, bireysel ya da takım sporları, toplum için faydalı kuruluşlara üyelik ( Arama kurtarma ve sivil savunma gibi ) örnek gösterilebilir.

KUMAR HASTALIĞI
Kumar bağımlılığı beynin dürtü kontrolünde etkili olan ve orbitofrontal bölge diye adlandırdığımız alanında kimyasal bir bozulma sebebiyle oluşur. Kişi eline para geçtiğinde durdurulamaz bir duyguyla kumara yönelir ve parası bitene kadar da oynar. Oyun büyük bir pişmanlıkla sona erer. Bir daha yapmayacağını söyler, hatta defalarca yemin eder, ama parayı görünce aynı duyguya tekrar mağlup olur. Günün büyük bir kısmını kazanacağına inandığı paraları hesap ederek geçirir. Zihni hep oyunla meşguldür. Kazandığına dair senaryolar kurar ve onlara inanır.

Bir Dipsiz Kuyu
İlk oyun bu kuyuya atılan ilk adımdır. Her kaybın ardından kişinin kazanması gereken meblağ artar. Önce kazanmak için, sonra kaybedilenleri geri almak ve onun üstüne de bir miktar koymak için oynamaya başlar. Ancak her defasında kaybeder ve gitgide bu dipsiz kuyununiçine doğru ilerler.

Aslında Çoğu Sağlam Kişiliklidirler
Kumar bağımlılarının bir kısmı psikopat kişilik özelliklerine sahiptir. Ancak çoğu mükemmeliyetçi, detaycı, kontrolcü, aşırı sorumluluk sahibi, hırslı insanlardır. Kumar bağımlısı olmadan önce son derece saygın, sorumluluklarını yerine getiren, ideal bir eş ve ebeveyn görünümündedirler. Ancak bağımlılık bu kişilik özelliklerinin üstünü örter. İşe yaramaz, ahlaksız, düzenbaz, yalancı, güvenilmez biri olarak algılanırlar. Kişilikleri adeta değişmiş, bütün değer yargılarını kaybetmiş gibidirler.
Bu yüzden kumar hastaları sadece paralarını değil sahip oldukları her şeyi kaybederler. Evleri, işleri, itibarları, yakınları, aileleri ve sağlıkları elden gider.

Tedavisi Var
Özellikle serotonin ve dopamin adını verdiğimiz hormon döngülerinde bozukluk saptanmış olan kumar bağımlılarında, bu hormonların düzeyini ayarlayan ilaçlar etkili olmaktadır. Ancak sadece ilaç tedavisiyle kumar bağımlığından kurtulabilmek mümkün değildir. Mutlaka beynin dürtü kontrolünde işlev gören bölgelerini güçlendiren psikoterapi yöntemlerini de kullanmak gerekir. Eğer kişi inanır ve aile de destek olursa kurtulmak mümkündür.
Dindar, muhafazakar bir aileye mensup, mühendis bir genç, bunalım sonrasında tetiklenen bir kumar bağımlılığıyla gelmişti. Gününün büyük bir bölümünü internetteki kumar sitelerinde geçiriyordu. Milyarlarca lira kaybetmişti. Allah’tan kendisini seven ve destekleyen bir ailesi vardı. İlaç tedavisi ve güçlü bir psikoterapi programıyla çok kısa bir sürede bağımlılıktan kurtulmuştu. 
Yine bir banka memuru, itibar gören, sevilen bir beyefendi, kumar yüzünden yirmi yıllık eşinden ayrılma noktasına gelmiş ve yoğun intihar düşünceleriyle getirilmişti. Veznedar olarak çalışan bu kişi, iki yıldır bağımlılık yaşamaktaydı. Çok dürüst olmasına rağmen borçlarını ödemek için zimmetine para geçirmeyi bile planlamaya başlamıştı. Depresyonu ve bağımlılığı için verdiğimiz ilaç tedavisi ve psikoterapi sayesinde hem işini hem de eşini kaybetmekten kurtulmuştu.
Kumar bağımlısını kaybedilmiş bir kişi olarak görmemek gerekir. Kumar bağımlılığı ahlaki değil tıbbi bir durumdur.

SİGARA BAĞIMLILIĞI
İçerdiği bilinen ve yapılan araştırmalarla her gün bir yenisi eklenen binlerce zararlı madde ile bağımlılık yapan maddeler içinde en yaygın ve yoğun kullanılan ve dolayısıyla direkt ya da endirekt etkileri ile en çok ölüme yol açan maddedir. Koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin % 30’u tütün kullanımına bağlıdır. Yine akciğer kanserlerinin %80-90 gibi yüksek aralığı tütün kullananlarda görülür. Bunun yanında batı toplumlarında sigara içenlerin %50’sinin, içmeyenlerin ise % 25’inin 75 yaşından önce öldüğü tespit edilmiştir. Gebelikte tütün kullanımı ise düşüğe, erken (premature) doğuma düşük ağırlıklı doğumlara ve fetüs ya da bebek ölümlerine neden olmaktadır.

Sigara Bağımlılığı İçin Psikolojik Destek Programı
Nasıl başlanıyor?
Nasıl devam ediliyor?
Neden bırakılamıyor?Siz De Böyle Düşünenlerden Misiniz?
– İstediğim zaman bırakırım…
– Hiçbir zararını görmedim…
– İçen öldü de içmeyen ölmedi mi? Atın ölü mü arpadan olsun!
– Bizim köyde 80 yaşında sigara içen sapasağlam yaşıyor…
– Sigarayı bırakan kimi gördüysem yeniden başlıyor…
– Sigara içmeyi seviyorum…

Sigara İle İlgili İstatistikler
* Türkiye’ de sigaranın sebep olduğu hastalıklardan her yıl 100.000 kişi ölmektedir (Sağlık Bakanlığı).
* Yapılan çalışmalar sigaranın ortalama ömrü 12 yıl kısalttığı saptanmıştır. Sigara içen erkeklerde iktidarsızlığa yakalanma oranı %50 daha fazladır (Dünya Sağlık Örgütü).
* Sigara içen her 4 kişiden 1’i sigaranın sebep olduğu hastalıklar yüzünden orta yaşta ölüyor (Dünya Sağlık Örgütü). İçilen her sigara, ömrü 11 dakika kısaltıyor (British Medical Journal).
* Sigara içenlerin %50’ si sigaranın sebep olduğu hastalıklardan ölüyor (British Medical Journal).
* Dünyada her on üç saniyede bir kişi sigara yüzünden hayatını kaybediyor ve bu rakama ölmeden önce yıllarca acı çeken insanlar dâhil değil (Dünya Sağlık Örgütü).
* Sigara içenlerin işyerlerinde hem daha düşük performans gösterdiğini hem de daha fazla hastalık izni kullandığını ortaya koydu (Tobacco Control Dergisi).
* Sigara içenlerin, ciltlerini güneşten korusalar bile vücutlarında kırışıkların oluşmasına engel olamadıkları kaydedildi (Dermatoloji Arşivleri Dergisi).
* Sigara içen öğrencilerin %65.9’ unun merak nedeni ile, %56.2’ sinin sıkıntı gidermek için, %22.4’ünün zevk için, %14.9’ unun arkadaşlarından etkilendiği için %10.5’ inin anne babasından ve çevresindekilerden etkilendikleri için, %7.2‘ sinin televizyon ekranına gelen içicilerden etkilendiklerini belirttiler (On Dokuz Mayıs Üniversitesi).
* Hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin %23’ ünüm normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı. Devamlı sigara içen annelerin %4,5’ inin bebeklerinin ölü doğduğu tespit edildi (Selçuk Üniversitesi). Gebelik sırasında sigara kullanımının, bebeğin gelişen kalbine uzun süreli etkileri olduğu belirlendi (ABD Lona Linda Üniversitesi). Sigaranın kadınlarda doğurganlığı azalttığı tespit edildi (TC Sağlık Bakanlığı).
* WHO (2006) Raporuna göre, Türkiye’ nin Dünya’ da  10., Avrupa’ da 2.  en çok sigara tüketilen ülke olduğu saptanmıştır.

Peki, O Zaman Sigaranın Bize Maliyeti Nedir?

Günümüzde ortalama 1 paket sigaranın maliyeti 5YTL’dir. Günde 1 paket sigara içen bir bağımlıyı ele alalım;
1 Ayda    30 x 5.00=150 TL
1 Yılda   365 x 5=1825 TL
10 Yılda 3650 x 5=18 250 TL’ ye mal olmaktadır.
Sigara Bağımlılığı İçin Psikolojik Destek Programı

1. Aşama       
Ölçme ve Değerlendirme        
Sigaraya Başlama Hikâyesi
Sigara Kullanımın Beraberinde Getirdiği Sonuçlar Anketi
Wisconsin Sigara Bırakma Ölçeği
Sigara Bağımlılığı Nedenleri Ölçeği
Sigara Bağımlılık Düzeyi
Dürtüsel Faktörler
Denetim Odağı
Stres Düzeyi

2. Aşama
Uzman Hekim Değerlendirmesi
  Sigaraya fiziksel ihtiyacın olup olmadığı değerlendirilmektedir. Fiziksel bir bağımlık söz konusu ise,  uzman hekim tarafından nikotin bandı ve ilaç desteği önerilmektedir.

         A)Fiziksel Bağımlılık Ve Yaş Faktörlerine Göre Yapılan Değerlendirme
         B)Sigara İçmeye Götüren Etmenlerin Tespit Edilmesi
         C)Sigara Bağımlılığını Tetikleyen Unsurların Tespit Edilmesi

  1. Fiziksel Bağımlık Ve Yaş Faktörüne Göre Yapılan Değerlendirme 

Bunun yanı sıra uzman hekim tarafından yaş faktörüne göre de, değerlendirme yapılmakta ve program hazırlanmaktadır. 70 yaşında bir kişi ile 40 yaşında bir kişinin sigarayı bırakması aynı değildir. 70 yaş ve üzeri insanlarda nikotin bantları önerilmektedir.

       B) Sigara İçmeye Götüren Etmenlerin Tespit Edilmesi
‘Her İnsanı Sigara İçmeye Götüren Farklı Etmenler Vardır’ Bu Etmenleri Tespit Etmek
Yapılan araştırmalar herkesin sigara içme nedenlerinin farklı olduğunu ortaya koymuştur. Bazı kişiler;
♣ Arkadaş grubuna uyum sağlamak,
♣ Farklı görünmeye çalışmak,
♣ Sorunlardan uzaklaşmak
♣ Kilo vermek-almamak
♣ Dikkati toplamak

Bireysel faktörler
♣ Olumsuz bırakma deneyimleri (5 kere bırakmayı denedim ama hiçbir zaman başaramadım… Yine başaramayacağım)
♣ Sigaraya yüklenen kişisel anlam ( Sigara sizin için ne anlam ifade ediyor?)

Çevresel Faktörler
♣ ’Biz seni biliriz sen iki gün sonra başlarsın’’
♣ ‘Tabi tabi, bırakacağım diyen birçok kişi gördük biz.’’ diyen sosyal çevre
♣ Eğlence mekânları.

3.Aşama
Sigaraya Yönelik Genel Bilgilendirme
Sigara tütün bitkisinin (nicotina tabacum) kurutulmuş olan yapraklarından hazırlanır. Tütünün ana yurdu Amerika’dır. 1492 yılında Christopher Colombus tarafından Avrupa’ya getirilmiştir. Fransız elçisi olan Jeam Nicot tarafından kraliçeye takdim edilerek saray bahçesinde yetiştirilmeye başlanmış ve kullanımı artış göstermiştir. İlk kez Osmanlıya 17.yy’da Venedikli ve Genovalı denizciler tarafından İstanbul limanına getirilmiştir. (www.nkl.k12.tr/rehberlik/sigara.htm).
“Bir Tek Sigarada 4000’den Fazla Zaralı Madde Bulunmaktadır.”
Bazıları;
-Nikotin (Bağımlılık yapıcı)
-DDT (Böcek Öldürücü)
-Kadmiyum (Akü metali)
-Metanol (Füze yakıtı)
-Radom (Radyasyon)
-Bütam (Tüp gaz)
-Aseton (oje sökücü)
-Arsenik (Fare zehri)….

Sigara Beyninizi Nasıl Etkiliyor?
Beynimizde bulunan endorfin hormonunun görevi ağrıyı kesmek ve rahatlatmaktır. Mutluluk hormonu adı altında da geçmektedir. Sigara kullanımı sonucu nikotin bu hormonun kendi reseptörlerine bağlanmasını kısıtlar ve beynin bu hormonu üretmesini engeller. Nikotin zamanla endorfinin yerini alarak aynı görevi üstlenmeye başlar. Sigara içilmeyen zamanlarda bağlı reseptörlerin boş kalması sebebiyle yoksunluk semptomları başlar. Bu sebeple nikotin bağımlılık yapar ve her geçen gün bırakması zorlaşır.

4. Aşama
Psikolojik Bağımlılık için Psikolojik Destek Programında Biz Neler Yapıyoruz?
♣ Sigaraya Duyarsızlaştırma
♣ Sigarayı tetikleyen unsurlara duyarsızlaştırma ( Eğlence mekânları, çay, kahve gibi içecekler, kibrit/çakmak, sigara içen arkadaşlar).
♣ Sigaranın yarattığı duygu ve düşüncelere duyarsızlaştırma ( Bu istek o kadar güçlü ki, bu istek karşısında kendimi çaresiz hissediyorum… Çaresizim. Sigarasız hayatla baş etmek de zorlanıyorum…
♣ Şartlanmaları, olumsuz duyguları kırmak (“Bu seferde bırakamayacağım”).
♣ Sigara ve kodlamalar (“Yemek sonrası içmeden edemem” “Sigara içmiyorken insanların beni çekici bulmadıklarını düşünüyorum” vb.)
♣Sigara içme konusundaki güçlü alanlar bulunup bunları tespit etmek.

Psikolojik Bağımlılık için Psikolojik Destek Programında Amacımız Nedir?
Sigarayı bırakmak
Dürtüleri tespit etmek
♣ Dürtülerin kontrolü
♣ Kişinin yaşam kalitesinin artması
♣ Kişinin kendisini daha iyi, mutlu hissetmesi

5. Aşama
Değerlendirme ve Sonlandırma
Son aşamada, hem kişinin gelişimini yakından izlemek, hem de programın başarı oranını ölçmek amacıyla, kişiye programın başında verilen Sigara Kullanımın Beraberinde Getirdiği Sonuçlar Anketi, Wisconsin Sigara Bırakma Ölçeği,  Sigara Bağımlılığı Nedenleri Ölçeği tekrar verilecek sonuçlar uzmanlar tarafından incelenecek ve istatistiksel olarak önemli bir değişimin olup olmadığı gözlenecektir. Kişi bu sonuçlar takibinde kendi durumu hakkında bilgilendirilecektir.

SİGARAYI BIRAKMAK ANCAK PSİKOLOJİK DESTEKLE MÜMKÜNDÜR

Sigara bağımlılığı insanoğlunu tehdit eden en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Dünyada yıllık 200 milyar dolarlık sağlık harcamasına sebebiyet verir. Ülkemizde her yıl 100 000 kişi sigaraya bağlı bir hastalık yüzünden hayatını kaybediyor.

2008 yılında yapılan bir araştırmada kanserlerin ölüm sebebi olarak 4. sıradan 2. sıraya yükseldiği, bu yükselmenin altında sigara içme oranının artmasıyla ilişkili olduğu bildirilmiştir.

Sigara hem fiziksel hem de psikolojik bağımlılık yapar

Fiziksel bağımlılığa etken nikotindir. Nikotin beynin hafıza, dikkat ve konsantrasyonla ilgili alanlarında, kalp, mide, barsak gibi organlarda bulunur. Bu sistemlerin işleyişinde rol alır. Sigara içen kişilerde, nikotinin sürekli ve yüksek miktarda alınması bu alıcıların sayısını artırır. Bu da nikotin ihtiyacını git gide artırır. Sonuçta fiziksel bağımlılık gelişir.

Zamanla sigara hayatın her alanına girer ve vazgeçilmez bir ritüel halini alır. Mutlulukta, sıkıntıda, üzüntüde, sevinçte, kederde sigara içmek otomatik bir davranış halini alır. Böylece psikolojik bağımlılık da gelişir.

Artık kişi sigarasız uyuyamamaya, mutlu olamamaya, keyif alamamaya, konsantre olamaya, çalışamamaya başlar.

Sigara Nasıl Bırakılır?

Dünyanın cevabını en çok araştırdığı sorudur bu. Akupuntur, nikotin sakızları, nikotin bantları, manyetik uyarım gibi birçok teknik kullanılır. Bu teknikler fiziksel bağımlılıkta işe yararlar. Ama psikolojik bağımlılıkta etkili olamazlar. O yüzden bu yöntemlere psikolojik destek programlarını eklemek şarttır.

Psikolojik Destek Programında Neler Yapıyoruz?

Öncelikle sigaraya başlatan etmenleri belirliyor ve gidermeye çalışıyoruz.

Genetik
Eğer ana-babamızda dürtülerimizin yarattığı stresi sigarayla kontrol etme alışkanlığı söz konusuysa bu genetik olarak bize aktarılır. Genetik etmenleri bilmek, önlem almayı kolaylaştırır. Bize sigarayla mücadelede büyük yol aldırır.

Stres
İçme sebebi yoğun stresse, bu stresi azaltmayı hedefliyoruz.

Bırakmaya Engel Bireysel Faktörler
Bazı kişiler olumsuz bırakma deneyimlerinin ardından “defalarca bırakmayı denedim ama başaramadım. Yine başaramayacağım” şeklinde genellemelere giderler. Bu genellemeler en büyük engeller olarak karşımıza çıkıyor. Psikoterapiyle bu şartlanmaları ortadan kaldırmak başarı şansımızı artırıyor.

 

Çevresel Faktörler
‘Biz seni biliriz sen iki gün sonra başlarsın”, “tabi tabi, bırakacağım diyen çok kişi gördük biz’’ şeklinde moral bozucu kişilerle karşılaşmak mümkündür. Kişiyi bu gibi durumlarda karşı hazırlıklı kılarak olası motivasyon kayıplarını önleyebiliyoruz.

Kısacası bu programla amaçlarımız şunlar:  
– Farkındalığı artırmak
– Dürtüsel kontrol gücünü artırmak
– Kişinin kendisini daha mutlu, huzurlu ve güvenli hissetmesini sağlamak
– Yaşam kalitesini artırmak.